Çocuğa ilk yeme davranışlarının kazandırılmasında dikkat edilmesi gerekenler
Çocuğun kaşığı tutmayı öğrenmesi ile birlikte otorite/kontrol konulan gündeme gelir. Artık çocuk kendi kendisini beslemek ister. Bu da hem beslenmenin daha uzun zaman alacağı hem de etrafın kirleneceği anlamına gelir. Bu zamanlar anne babanın çocuklarının bağımsızlaşmasını teşvik edeceği zamanlardır da aslında.
Çocuğun tam olarak kaşığı tutmayı öğrenmesi zaman alır. Bu sırada çocuğun kendi kendisini beslemesini kolaylaştıran yiyecekler sunulması çocuğun yiyecekle olan ilişkisinde kontrolün kendisinde olduğunu hissettiği keyifli bir ilişkiye dönüşür.
Üç öğün yemek aslında yetişkinler için geçerlidir. Elbette, çocuğun beslenmesinde belirli bir zaman diliminin olması gereklidir. Ancak öğün aralarında çocuğa çikolata, bisküvi yerine meyve, yoğurt, bir parça peynir ya da tost gibi yiyeceklerin verilmesi gerekir.
Çocuğa değişik tatların sunulması gerekir. Sizin pişirmek ve yemekten keyif almadığınız bir yiyeceği çocuğunuza sunmaktan kaçınmamalısınız.
Çocuklar için porsiyonların küçük olması gerekir. Çocuğun yiyeceği miktar ile yetişkinin yiyeceği miktar aynı değildir. Çocuğun önüne koyulan yemeğin miktarının çok olması çocuk için caydırıcı olacaktır. Çocuğa küçük bir tabakta ve yiyebileceği kadar servis yapılması gerekir.
Övgü ve teşvik çocuk için çok önemlidir. Çocuğu yemesi için zorlamamak gerekir.
Çocuklar için protein ve karbonhidrat içeren, makarna, ekmek ve patates gibi besinler çocuklara uzun süre enerji verdikleri için çok fazla tüketilmemesi şartıyla çok yararlıdır.
Çocuklarda zaman kavramının yerleşmesi zaman alır. O yüzden de bir aktiviteden başka bir aktiviteye geçmeleri genellikle onlar için kolay olmaz. İşte böylesi bir olası sorunu engellemek için çocuğa yemek zamanın yaklaştığının hatırlatılması gerekir. Böylece çocuk beslenme için ihtiyacı olan duygusal hazırlığı da yapmış olur.
Eğer çocuk hâlâ çok miktarda süt içiyorsa bu, çocuğun iştahını etkiler. Süt yerine sulandırılmış meyve suyu verilmesinde yarar vardır.
Çocuğa ilk yemek yeme alışkanlığı nasıl kazandırılabilir?
Çocuklar bir buçuk ile iki yaş civarında ailenin diğer bireylerinin yediği yiyecekleri, kendilerine küçük parçalara bölünmüş ya da kısmen ezilmiş olarak verildiğinde yiyip sindirebilirler. Aylar geçtikçe de artık çocuk kaşık ve plastik bir bardağı rahatlıkla tutabildiğinden kendi kendisini de besleyebilir bir duruma gelir.
Çocuğunuzun öğle yemeklerinde akşam yemeklerine oranla daha iştahlı ya da tersinin söz konusu olduğu durum varsa çocuğa uygun şekilde beslenmesinin ayarlanması gerekir. Eğer çocuk öğle yemeklerinde akşam yemeklerine oranla daha iştahlı ise öğle yemeklerinde daha çok, akşam yemeklerinde ise daha hafif şeyler verilerek çocuğun beslenmesi dengelenmelidir. Tüm öğünlerde çocuğun aynı iştahla beslenmesi beklenmemelidir. Çocuğun başlarda değişik tatlarla tanıştırılması onun iştahını arttıracaktır.
Bir buçuk ile iki yaş arası, çocuğun yemeyi reddettiği dönemdir de aynı zamanda. Bu durumlarda anne babalar genellikle çok kaygılanırlar. Önce çocuklarını yemesi için zorlarlar, zorlamanın işe yaramadığı durumlarda ise çocuklarına alternatif yiyecek önerileri ile giderler. Çocuğun normal öğünleri sürekli olarak reddettiği durumlarda anne babalar çocuklarının bisküvi, çikolata gibi şeyleri yemelerine göz yumarlar. Çocuğun zararlı şeyler yemesi anne baba için aç kalmasına tercih edilir.
Özellikle iki yaşından sonra yemek zamanları çocuk için ilginin en çok üzerinde olduğu zamanlardır. Kendisine uzatılan yemek dolu kaşığı ağzını açmayıp, başını sallayarak reddeder. Kendisine sunulan yemeğin en çok sevdiği yemek olduğu zamanlarda bile ya hiç yemeyebilir ya da bisküvi, çikolata istediğini söyleyebilir. İşte bu durumlar evdeki yemek savaşının başladığı zamanlardır.
Anne babanın mümkün olduğunca rahat davranması karşılaşı-laşılan sorun ne olursa olsun sorunun büyümesinin önüne geçer. Aksi halde yemek zamanları kontrolün kimde olacağının tartışıldığı çatışmalara dönüşür.
16 Mayıs 2010 Pazar
Olumu Yaklasan Hasta Bakimi
Ölümü Yaklaşan Hasta ve Bakımı
Çağlar boyunca ölümün insanlar üzerindeki etkisi, kültürlere ve zamana göre değişiklikler göstermiştir. Günümüzde ölüm sözcüğü yerine çoğu zaman "dinlenme" "uzun uyku" ya da "gidiş" gibi sözcükler kullanılmaktadır. Bu durum, ölüm gerçeğinden korkmanın ya da ölümü kabullenmemenin bir şeklidir. Benzer şekilde kendilerine ölümün anlamı sorulan kişilerin çoğu, bunu "yaşamın sonu" olarak tanımlamışlardır.
Bugün özellikle durumu ağır olan ya da tedavi uygulaması gereken hastaların hastaneye yatırılmaları, hastanede ölümlerin artmasına neden olmaktadır. Bu durum ise ölümü yaklaşan hasta ve ailesine, özel ve kapsamlı bir hemşirelik bakımı verilmesini gerektirmektedir.
Ölümü Yaklaşan Hastaya Verilecek Hemşirelik Bakımı
Ölümü yaklaşan hastanın bulunduğu döneme genellikle "terminal dönem" adı verilir. Bu dönemde verilecek hemşirelik bakımı, hastanın fiziksel ve duygusal gereksinimlerine yönelik olmalı ve bakım kapsamına aile de alınmalıdır.
Aşağıda verilen tabloda, günlük yaşam aktiviteleri doğrultusunda terminal dönemdeki bir hastada görülebilecek sorunlar ve bu sorunlara yönelik hemşirelik bakımları verilmektedir.
Çağlar boyunca ölümün insanlar üzerindeki etkisi, kültürlere ve zamana göre değişiklikler göstermiştir. Günümüzde ölüm sözcüğü yerine çoğu zaman "dinlenme" "uzun uyku" ya da "gidiş" gibi sözcükler kullanılmaktadır. Bu durum, ölüm gerçeğinden korkmanın ya da ölümü kabullenmemenin bir şeklidir. Benzer şekilde kendilerine ölümün anlamı sorulan kişilerin çoğu, bunu "yaşamın sonu" olarak tanımlamışlardır.
Bugün özellikle durumu ağır olan ya da tedavi uygulaması gereken hastaların hastaneye yatırılmaları, hastanede ölümlerin artmasına neden olmaktadır. Bu durum ise ölümü yaklaşan hasta ve ailesine, özel ve kapsamlı bir hemşirelik bakımı verilmesini gerektirmektedir.
Ölümü Yaklaşan Hastaya Verilecek Hemşirelik Bakımı
Ölümü yaklaşan hastanın bulunduğu döneme genellikle "terminal dönem" adı verilir. Bu dönemde verilecek hemşirelik bakımı, hastanın fiziksel ve duygusal gereksinimlerine yönelik olmalı ve bakım kapsamına aile de alınmalıdır.
Aşağıda verilen tabloda, günlük yaşam aktiviteleri doğrultusunda terminal dönemdeki bir hastada görülebilecek sorunlar ve bu sorunlara yönelik hemşirelik bakımları verilmektedir.
Hipertiroidism Nedir
Hipertiroidism Nedir
Sık rastlanan bir hastalıktır ve kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür.En çok görüldüğü yaşlar 20-40Tı yaşlardır.Hipertiroidism,tiroid bezinin çok fazla miktarda salgılanması ile ortaya çıkan hipermetabolik ve hiperaktif bir durumdur.Hipertiroidism,tiroid bezinin toksik adenomu,toksik nodülü ve kanseri sonusunda oluşabilir. a)Graves Hastalığı:Genellikle Graves hastalığı ile hastanın yaşamındaki duygusal stress arasında bir ilişki olduğu düşünülmüş olsa bile bu zayıf bir olasılıktır. Belirti ve bulguları,3 grupta toplanabilir:
Hipertiroidism
Tiroid bezi büyümesi
Egzoftalmus
Graves hastalığında tiroid hormonları fazla salgılandığı için kliniği miksödemin tam tersidir Hastalar sinirli ajite ve irritabldır. İştahlıdırlar fakat kilo kaybederler çünkü metabolizmaları hızlanmıştır. Sıcağa dayanıksızlık ve taşikardi görülür. Hastanın avuçiçleri terli,ıslak ve sıcaktır;derileri yumuşak,nemli;saçları düz ve yumuşaktır.
Bu hastaların çoğunda tiroid bezi tipik olarak normalin 3-4 katı büyümüştür.Egzoftalmusun nedeni tam olarak bilinmemektedir.Göz kürelerinin arkasındaki yağ dokusunda sıvı toplanması nedeniyle gözler ileri doğru fırlar ve bakışlar sabitlesin Göz kırpma sayısı azalmıştır.Bazı vakalar göz kapaklarını kapayamaz.Egzoftalmus tedavi edilmez ve uygun bakım verilmezse korneada ülserasyon,infeksiyon,bunun sonucunda görme kayıpları bile oluşabilir.
Komplikasyonları:
Kalp yetmezliği
Tiroid krizi
Egzoftalmus
Tedavi ve hemşirelik bakımı:Tedavide amaç fazla tiroid hormon salgısını önlemek,ötroidiyi sağlamak ve komplikasyonları önleyip tedavi etmektir.Graves hastalığında üç tedavi yöntemi uygulanmaktadır: a)Anti-tiroid ilaç tedavisi b)Radyoaktif iyot tedavisi c)Cerrahi tedavi Tedavi şekline hastanın yaşı,guatrın büyüklüğü ve tıbbi problemlerin olup olmaması göz önünde bulundurularak karar verilir.
a) Anti-tiroid İlaç Tedavisi: 18 yaşın altındaki hastalar ve hamilelere uygulanmaz.
İyot tedavisi:Cerrahiden önce,bezin vaskülarizasyonunu düzenlemek ve tiroid hormonunu bezde tutarak kana verilmesini engellemek amacıyla kullanılır.Tiroid hormonunun bezde depolanması tiroid krizini önlerse de bezde depolanan hormon tekrar kana geçerek tiroid krizine yol açabilir.Bu nedenle 10-14 günden fazla verilmemelidir.İyot tedavisi için genellikle satüre potasyum iodür(Kl)solüsyonu kullanılır.Doz günde 3-4 kez 5-10 damladır.Lugol solüsyonu da aynı amaçla kullanılabilir.
b) Radyoaktif İyot Tedavisi:1131 tedavisi kullanılır.Orta yaş ve yaşlı hastalarda tercih edilir.Ekonomik ve uuygulaması kolay bir yöntemdir.Hastane dışında da uygulanabilir.Hamilelerde kontrendikedir.Çocuklarda genellikle kullanılmaz.
c) Cerrahi Tedavi: Hastalara total ya da subtotal tiroidektomi yapılır.Graves'li hastalar hızlı metabolizma nedeniyle çabuk acıkırlar ve bu hastalarda geneidefrıegatif nitrojen dengesi vardır.Bu nedenle protein karbonhidrat ve minerallerce zengin diyet almalıdırlar.Peristaltizmi arttırıp diare yapan çay ve kahve bu hastalara verilmemelidir.Hasta hergün tartılıp kilo kaybı olup olmadığı izlenmelidir.Graves'li hastalara serin bir yer sağlanması önerilmelidir çünkü bu hastalarda sıcağa karşı tahammülsüzlük vardır.
Sık rastlanan bir hastalıktır ve kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür.En çok görüldüğü yaşlar 20-40Tı yaşlardır.Hipertiroidism,tiroid bezinin çok fazla miktarda salgılanması ile ortaya çıkan hipermetabolik ve hiperaktif bir durumdur.Hipertiroidism,tiroid bezinin toksik adenomu,toksik nodülü ve kanseri sonusunda oluşabilir. a)Graves Hastalığı:Genellikle Graves hastalığı ile hastanın yaşamındaki duygusal stress arasında bir ilişki olduğu düşünülmüş olsa bile bu zayıf bir olasılıktır. Belirti ve bulguları,3 grupta toplanabilir:
Hipertiroidism
Tiroid bezi büyümesi
Egzoftalmus
Graves hastalığında tiroid hormonları fazla salgılandığı için kliniği miksödemin tam tersidir Hastalar sinirli ajite ve irritabldır. İştahlıdırlar fakat kilo kaybederler çünkü metabolizmaları hızlanmıştır. Sıcağa dayanıksızlık ve taşikardi görülür. Hastanın avuçiçleri terli,ıslak ve sıcaktır;derileri yumuşak,nemli;saçları düz ve yumuşaktır.
Bu hastaların çoğunda tiroid bezi tipik olarak normalin 3-4 katı büyümüştür.Egzoftalmusun nedeni tam olarak bilinmemektedir.Göz kürelerinin arkasındaki yağ dokusunda sıvı toplanması nedeniyle gözler ileri doğru fırlar ve bakışlar sabitlesin Göz kırpma sayısı azalmıştır.Bazı vakalar göz kapaklarını kapayamaz.Egzoftalmus tedavi edilmez ve uygun bakım verilmezse korneada ülserasyon,infeksiyon,bunun sonucunda görme kayıpları bile oluşabilir.
Komplikasyonları:
Kalp yetmezliği
Tiroid krizi
Egzoftalmus
Tedavi ve hemşirelik bakımı:Tedavide amaç fazla tiroid hormon salgısını önlemek,ötroidiyi sağlamak ve komplikasyonları önleyip tedavi etmektir.Graves hastalığında üç tedavi yöntemi uygulanmaktadır: a)Anti-tiroid ilaç tedavisi b)Radyoaktif iyot tedavisi c)Cerrahi tedavi Tedavi şekline hastanın yaşı,guatrın büyüklüğü ve tıbbi problemlerin olup olmaması göz önünde bulundurularak karar verilir.
a) Anti-tiroid İlaç Tedavisi: 18 yaşın altındaki hastalar ve hamilelere uygulanmaz.
İyot tedavisi:Cerrahiden önce,bezin vaskülarizasyonunu düzenlemek ve tiroid hormonunu bezde tutarak kana verilmesini engellemek amacıyla kullanılır.Tiroid hormonunun bezde depolanması tiroid krizini önlerse de bezde depolanan hormon tekrar kana geçerek tiroid krizine yol açabilir.Bu nedenle 10-14 günden fazla verilmemelidir.İyot tedavisi için genellikle satüre potasyum iodür(Kl)solüsyonu kullanılır.Doz günde 3-4 kez 5-10 damladır.Lugol solüsyonu da aynı amaçla kullanılabilir.
b) Radyoaktif İyot Tedavisi:1131 tedavisi kullanılır.Orta yaş ve yaşlı hastalarda tercih edilir.Ekonomik ve uuygulaması kolay bir yöntemdir.Hastane dışında da uygulanabilir.Hamilelerde kontrendikedir.Çocuklarda genellikle kullanılmaz.
c) Cerrahi Tedavi: Hastalara total ya da subtotal tiroidektomi yapılır.Graves'li hastalar hızlı metabolizma nedeniyle çabuk acıkırlar ve bu hastalarda geneidefrıegatif nitrojen dengesi vardır.Bu nedenle protein karbonhidrat ve minerallerce zengin diyet almalıdırlar.Peristaltizmi arttırıp diare yapan çay ve kahve bu hastalara verilmemelidir.Hasta hergün tartılıp kilo kaybı olup olmadığı izlenmelidir.Graves'li hastalara serin bir yer sağlanması önerilmelidir çünkü bu hastalarda sıcağa karşı tahammülsüzlük vardır.
Kalp ve Kan Dolasimi
Kalp ve Kan Dolaşımı
Birçok hayvanın kanı, kaslı bir yapı olan "KALP" tarafından "KAN DAMARLARF'na pompalanır. Kalbin büyüklüğü sahibinin sıkılmış yumruğunun birbuçuk misli kadardır. Kansız ağırlığı, vücut ağırlığının % 0,5'i kadardır. Bu da erişkinlerde 300-350 gr ve hacim olarak ortalama 780 ml'dir. Ağır işlerde çalışanların ve sporcu-larınki ise daha iridir. Yuvarlak bir küreyi andıran kalp, diyaframın üstünde, üçte ikisi göğüs kafesinin solunda üçte biri sağında olacak şekilde yerleşmiştir. Ucu 5. kaburga ile 6. kaburga arasına kadar uzanır Omurgasız hayvanların çoğunda, örneğin böcek ve yumuşakçalarda kan damarlarının ucu açık olduğu için kan, vücut dokusunun ara bölmelerine serbestçe akar. Burada kan dokuyu direkt olarak besler. Bu duruma AÇIK DOLAŞIM denir
Omurgalı hayvanların kalbinden atardamar(=ARTER)lar çıkar. Arterlerin çeperleri çok yüksek basınca bile dayanacak güçtedir. Atardamarlar ince çeperli ve daracık kılcal (=KAPİLLER) damarlara dallanır. Burada madde değişimi kan ve doku arasındadır. Kılcal kan damarları, toplar (=VENA) damarlarda birleşir. Bunlar kanı kalbe geri götürür. Eğer kan izlediği yolun bütününü damarlarda tamamlarsa burada "KAPALI KANDOLAŞIML'ndan söz edilir.
Kapalı kan dolaşım sistemi, besin maddelerini daha hızlı naklettiği için açığa göre daha iyi çalışır.
Omurgalı Hayvanların Kan Dolaşım Sistemleri
Kuş ve memeli hayvanların vücut sıcaklığı ortama göre değişmediğinden (=HOMOİOTERMAL) bunlar her türlü koşulun hüküm sürdüğü bölgelerde bile rahatça yaşar. Bu durum homoiotermal canlıların kan dolaşım sisteminin daha verimli çalışmasıyla ilgilidir. Balık, kurbağa ve sürüngenlerdeki kan dolaşım sistemleri daha basit olduğu için, bunların vücut sıcaklıkları ortamın sıcaklığına göre değişir(=POİKİLOTERMAL).
Kemikli balıkların kalbi bir ön, bir de kalp karıncığından oluşan "S" şeklinde bir boruyu andırır. CO, içerikli, oksijence fakir balık kanı ön karıncık tarafından emilir ve kalp karıncığı vasıtası ile solungaç atar damarına pompalanır. Bu kan oradan 4 çift solungaç arterine (=arter yayı) ve oradan da solungaç kılcal damarlarına girer. Buradan oksijence zenginleşen kan çifter olan aort köküne ve daha sonra en büyük atardamara (=AORTA) geçer. Aort kanı tekrar vücuda taşır. Bu şekildeki dolaşıma "BASİT DOLAŞIM" denir. Kalpte sadece kirli kan (=oksijence fakir kan) bulunur
Kurbağalarda, karasal yaşama geçişe bağlı olarak, solungaç ve akciğer solunumu değişir. Erişkin kurbağalarda kalp, kanı evrimsel olarak solungaç arterinden kökenlenen akciğer arterine pompalar. Akciğer toplardamarı, gaz değişiminden sonra kanı kalbe götürür. Kalp bu sefer kanı büyük atardamara yani "AORTA"ya pompalar. Görüldüğü gibi akciğer kan dolaşımı vücut kan dolaşımından ayrıdır. Bu durumda "ÇİFT KAN DOLAŞIMI'ndan söz edilir. Kalpde akciğerden gelen oksijence zengin kan, vücuttan dönen kirli, yani oksijence fakir kanla karışır.
Sürüngenlerde de oksijence zengin ve fakir kan karışıktır. Bunlarda kalp bir zarla kısmen iki bölüme ayrılır. Hatta bu ayrılış timsahlarda tamamen gerçekleşmiştir
Kuş ve memeli hayvanlarda kalbi ikiye bölen duvar tamdır. Yani kalp iki bölüme ayrılır. Kulakçıklar üst bölümde karıncıklar alt bölümde yer alır. Kulakçıklar toplardamardaki kan akışım düzenler. Vücutta dolaşmakta olan kan karışık değildir ve oksijence zengin kan organlara gönderilir
Birçok hayvanın kanı, kaslı bir yapı olan "KALP" tarafından "KAN DAMARLARF'na pompalanır. Kalbin büyüklüğü sahibinin sıkılmış yumruğunun birbuçuk misli kadardır. Kansız ağırlığı, vücut ağırlığının % 0,5'i kadardır. Bu da erişkinlerde 300-350 gr ve hacim olarak ortalama 780 ml'dir. Ağır işlerde çalışanların ve sporcu-larınki ise daha iridir. Yuvarlak bir küreyi andıran kalp, diyaframın üstünde, üçte ikisi göğüs kafesinin solunda üçte biri sağında olacak şekilde yerleşmiştir. Ucu 5. kaburga ile 6. kaburga arasına kadar uzanır Omurgasız hayvanların çoğunda, örneğin böcek ve yumuşakçalarda kan damarlarının ucu açık olduğu için kan, vücut dokusunun ara bölmelerine serbestçe akar. Burada kan dokuyu direkt olarak besler. Bu duruma AÇIK DOLAŞIM denir
Omurgalı hayvanların kalbinden atardamar(=ARTER)lar çıkar. Arterlerin çeperleri çok yüksek basınca bile dayanacak güçtedir. Atardamarlar ince çeperli ve daracık kılcal (=KAPİLLER) damarlara dallanır. Burada madde değişimi kan ve doku arasındadır. Kılcal kan damarları, toplar (=VENA) damarlarda birleşir. Bunlar kanı kalbe geri götürür. Eğer kan izlediği yolun bütününü damarlarda tamamlarsa burada "KAPALI KANDOLAŞIML'ndan söz edilir.
Kapalı kan dolaşım sistemi, besin maddelerini daha hızlı naklettiği için açığa göre daha iyi çalışır.
Omurgalı Hayvanların Kan Dolaşım Sistemleri
Kuş ve memeli hayvanların vücut sıcaklığı ortama göre değişmediğinden (=HOMOİOTERMAL) bunlar her türlü koşulun hüküm sürdüğü bölgelerde bile rahatça yaşar. Bu durum homoiotermal canlıların kan dolaşım sisteminin daha verimli çalışmasıyla ilgilidir. Balık, kurbağa ve sürüngenlerdeki kan dolaşım sistemleri daha basit olduğu için, bunların vücut sıcaklıkları ortamın sıcaklığına göre değişir(=POİKİLOTERMAL).
Kemikli balıkların kalbi bir ön, bir de kalp karıncığından oluşan "S" şeklinde bir boruyu andırır. CO, içerikli, oksijence fakir balık kanı ön karıncık tarafından emilir ve kalp karıncığı vasıtası ile solungaç atar damarına pompalanır. Bu kan oradan 4 çift solungaç arterine (=arter yayı) ve oradan da solungaç kılcal damarlarına girer. Buradan oksijence zenginleşen kan çifter olan aort köküne ve daha sonra en büyük atardamara (=AORTA) geçer. Aort kanı tekrar vücuda taşır. Bu şekildeki dolaşıma "BASİT DOLAŞIM" denir. Kalpte sadece kirli kan (=oksijence fakir kan) bulunur
Kurbağalarda, karasal yaşama geçişe bağlı olarak, solungaç ve akciğer solunumu değişir. Erişkin kurbağalarda kalp, kanı evrimsel olarak solungaç arterinden kökenlenen akciğer arterine pompalar. Akciğer toplardamarı, gaz değişiminden sonra kanı kalbe götürür. Kalp bu sefer kanı büyük atardamara yani "AORTA"ya pompalar. Görüldüğü gibi akciğer kan dolaşımı vücut kan dolaşımından ayrıdır. Bu durumda "ÇİFT KAN DOLAŞIMI'ndan söz edilir. Kalpde akciğerden gelen oksijence zengin kan, vücuttan dönen kirli, yani oksijence fakir kanla karışır.
Sürüngenlerde de oksijence zengin ve fakir kan karışıktır. Bunlarda kalp bir zarla kısmen iki bölüme ayrılır. Hatta bu ayrılış timsahlarda tamamen gerçekleşmiştir
Kuş ve memeli hayvanlarda kalbi ikiye bölen duvar tamdır. Yani kalp iki bölüme ayrılır. Kulakçıklar üst bölümde karıncıklar alt bölümde yer alır. Kulakçıklar toplardamardaki kan akışım düzenler. Vücutta dolaşmakta olan kan karışık değildir ve oksijence zengin kan organlara gönderilir
Silindir Alci
Silindir Alçı
Endikasyonlar
1. Patella kırıkları
2. Patella çıkıklarının yerleştirilmesinden sonra
3. Dizin yumuşak doku yaralanmaları
Malzemeler
a) 10 cm genişliğinde pamuklu tübüler bandaj
b) 10 cm genişliğinde ortopedik yün
c) 15 cm genişliğinde ortopedik yün
d) 15 cm genişliğinde alçı bandaj
e) 20 cm genişliğinde alçı bandaj
f) 1 cm kalınlıkta ortopedik yapıştırıcı keçe
g) Makas
h) Plastik örtü
i) Ilık su dolu kova
j) Alçı köprüsü
Yöntem
Bu işlem için 2 hemşire gereklidir
1. Hastaya alçı masasında rahat edeceği bir pozisyon verilir, hasarlanan bacak kasığa kadar açılır, gerekiyorsa diz, alçı köprüsü ile desteklenir.
2. Hastanın giysileri plastik örtü ile örtülür.
3. Bir hemşire ayağı tutarak bacağı kaldırır.
4. Doktor direktifine göre diz düz tutulur veya hafifçe bükülerek bilekten kasığa kadar pamuklu tübüler bandaj uygulanır.
5. Bileği çevirecek kadar bir ortopedik keçe yaklaşık 6 cm genişliğinde kesilir, bileği tamamen çevreleyecek şekilde malleol üzerine uygulanır, keçenin aşağı kaymamasına dikkat edilir.
6. 10 cm'lik ortopedik yün malleolden dize ve 15 cm'lik ortopedik yün dizden kasığa kadar uygulanır.
7. Bir adet 15 cm'lik alçı bandaj ılık suyla ıslatılıp sıkılır, spiral olarak malleol üzerinden dize kadar uygulanır. Bu işlem 15 cm'lik ikinci bir alçı sargı ile tekrarlanır.
8. Alçı köprü kaldırılır ve bir hemşire işlem sonuna kadar dizi istenen pozisyonda tutar.
9. Üçüncü 15 cm'lik alçı bandaj ılık suyla ıslatılıp sıkılır, spiral şekilde diz altından uyluk ortasına kadar uygulanır. Bu işlem dördüncü bir bandajla tekrarlanır.
10. Beşinci 15 cm'lik alçı bandaj ılık suda ıslatılıp sıkılır ve spiral şekilde uyluk ortasından kasığa kadar uygulanır. 15 cm'lik altıncı alçı bandajla işlem tekrarlanır.
11. Kaymayı engellemek için alçıya diz etrafında uygun şekil verilir.
12. Bütün kırışıklıklar düzeltilir.
13. Alçı üzerindeki yün ve pamuklu tübüler bandaj geriye çevrilir. Ayak bileği ekleminin serbest kalmasına ve kalçanın hareketinin engellenmemesine dikkat edilir.
14. Yün ve pamuklu tübüler bandajın gevşemesini engellemek için alçı ve 20 cm'lik bir alçı sargı ile spiral şekilde sarılarak sağlamlaştırılır.
Hastaya Uyarı ve Öneriler
Yürürken yardımcı gereçler kullanılır. Alt ekstremiteler için yapılan uyan ve egzersizler izlenir.
Endikasyonlar
1. Patella kırıkları
2. Patella çıkıklarının yerleştirilmesinden sonra
3. Dizin yumuşak doku yaralanmaları
Malzemeler
a) 10 cm genişliğinde pamuklu tübüler bandaj
b) 10 cm genişliğinde ortopedik yün
c) 15 cm genişliğinde ortopedik yün
d) 15 cm genişliğinde alçı bandaj
e) 20 cm genişliğinde alçı bandaj
f) 1 cm kalınlıkta ortopedik yapıştırıcı keçe
g) Makas
h) Plastik örtü
i) Ilık su dolu kova
j) Alçı köprüsü
Yöntem
Bu işlem için 2 hemşire gereklidir
1. Hastaya alçı masasında rahat edeceği bir pozisyon verilir, hasarlanan bacak kasığa kadar açılır, gerekiyorsa diz, alçı köprüsü ile desteklenir.
2. Hastanın giysileri plastik örtü ile örtülür.
3. Bir hemşire ayağı tutarak bacağı kaldırır.
4. Doktor direktifine göre diz düz tutulur veya hafifçe bükülerek bilekten kasığa kadar pamuklu tübüler bandaj uygulanır.
5. Bileği çevirecek kadar bir ortopedik keçe yaklaşık 6 cm genişliğinde kesilir, bileği tamamen çevreleyecek şekilde malleol üzerine uygulanır, keçenin aşağı kaymamasına dikkat edilir.
6. 10 cm'lik ortopedik yün malleolden dize ve 15 cm'lik ortopedik yün dizden kasığa kadar uygulanır.
7. Bir adet 15 cm'lik alçı bandaj ılık suyla ıslatılıp sıkılır, spiral olarak malleol üzerinden dize kadar uygulanır. Bu işlem 15 cm'lik ikinci bir alçı sargı ile tekrarlanır.
8. Alçı köprü kaldırılır ve bir hemşire işlem sonuna kadar dizi istenen pozisyonda tutar.
9. Üçüncü 15 cm'lik alçı bandaj ılık suyla ıslatılıp sıkılır, spiral şekilde diz altından uyluk ortasına kadar uygulanır. Bu işlem dördüncü bir bandajla tekrarlanır.
10. Beşinci 15 cm'lik alçı bandaj ılık suda ıslatılıp sıkılır ve spiral şekilde uyluk ortasından kasığa kadar uygulanır. 15 cm'lik altıncı alçı bandajla işlem tekrarlanır.
11. Kaymayı engellemek için alçıya diz etrafında uygun şekil verilir.
12. Bütün kırışıklıklar düzeltilir.
13. Alçı üzerindeki yün ve pamuklu tübüler bandaj geriye çevrilir. Ayak bileği ekleminin serbest kalmasına ve kalçanın hareketinin engellenmemesine dikkat edilir.
14. Yün ve pamuklu tübüler bandajın gevşemesini engellemek için alçı ve 20 cm'lik bir alçı sargı ile spiral şekilde sarılarak sağlamlaştırılır.
Hastaya Uyarı ve Öneriler
Yürürken yardımcı gereçler kullanılır. Alt ekstremiteler için yapılan uyan ve egzersizler izlenir.
DOĞRU EKRANIN KULLANILMASI

Ekran üzerindeki yansımaları yok etmek için ekranın eğim açısını değiştirin. Eğim, ışığı normal görüş alanının dışına yansıtacaktır.
Gözlerin sağlığı ve dinlendirilmesi
Ofis ortamında görme problemlerini en az seviyeye indirmek için aşağıdaki önerilerimizi dikkate alın:
Uzun süre ekrana baktığımızda, göz kasları kasılır, göz kırpma azalır. Bunun sonucunda göz nemliliğini kaybeder. Bu nedenle göz kırpma sayısını normalden aza düşürmeyin. Arada bir gözlerinizi ekrandan uzaklaştırın.
20 - 25 dakikada bir gözleriniz ekrandan uzaklaştırın ve uzak bir alana odaklanın. Böylelikle gözünüzün dinlenmesini sağlarsınız.
Ekranınızı temiz tutun.
Ekranınızdaki yansımayı yok edin veya azaltın.
Ekranda küçük karakter kullanmayın. Internet tarayıcı programınızda karakter büyüklüğünü arttırabilirsiniz.
Ekran kontrastını gözünüzü rahatsız etmeyecek şekilde ayarlayın.
Ekran filtresi kullanın.
Etiketler:
ekran,
filtre,
göz sağlığı,
kas,
ofis,
sağlık,
sağlık merkezi
Kadınlarda Cinsel İşlev Bozuklukları
Hazırlayan: Dr. Verda Bitlis Tüzer
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Psikiyatri Kliniği
Cinsel istek bozuklukları
Cinsel tiksinti bozukluğu
Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel ağrı bozuklukları
Cinsel istek bozuklukları
Cinsel istek genellikle cinsel yanıt döngüsünün ilk evresi olarak değerlendirilir. İstek sadece psikolojik bir durum gibi görünse de sıklıkla hormonal dengesizlik ya da tedavi gibi fiziksel durumlardan etkilenmektedir.
Azalmış cinsel istek Azalmış cinsel istek sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması (ya da hiç olmaması).
Kişinin yaşı ve yaşam koşulları gibi cinsel işlevselliğini etkileyen etkenler göz önünde bulundurularak cinsel isteğin azaldığı ya da hiç olmadığı yargısına varılır. İstek burada cinsel içerikli rüyalar ve fanteziler, erotik materyele ilgi, cinsel etkinlikle ilgili arzuların farkında olma, olası çekici cinsel eşlere yönelik dikkatin olması ve cinselliğin azalmasına ilişkin hayal kırıklığının olması gibi durumları kapsamaktadır. isteğin olması çeşitli faktörlere bağlıdır: biyolojik güdü, yeterli özgüven, cinsellikle ilgili önceki deneyimlerin olumlu olması, uygun bir cinsel eşin olması birlikte olunan kişi ile cinsellik dışındaki alanlarda da iyi bir ilişkinin olması. Bu alanların herhangi birinde sorun olması cinsel isteğin azalması ile sonuçlanabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğu bazı durumlarda tüm cinsel eşlere ya da tüm cinsel aktivitelere genellenebilir. Genellikle diğer cinsel sorunlarla (orgazm olamama, kayganlaşma olmaması gibi) birlikte görülse de cinsel isteği az olan bazı kişiler cinsel olarak uyarılır ve orgazma ulaşırlar.
Cinsel istek azalması hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Cinsel isteği azaltan fiziksel faktörler yaşlanma, bazı ilaçlar, ağrı, alkolizm, böbrek yetmezliği, kronik hastalıklar, nörolojik durumlar ve hormonal dengesizliklerdir. Psikolojik nedenler arasındaki stres, kişilerarası ilişkilerdeki sorunlar, beden imgesiyle ilgili kaygılar, anksiyete ve depresyon isteği azaltabilir. İlişki ile ilgili sorunlar (güç çekişmesi, çatışma, düşmanlık), cinsel travma (tecavüz), önemli yaşam olayları (ailede birinin ölümü, çocuk doğumu, taşınma gibi) ve cinsel ilişki ile bazı olumsuz anıların eşleşmesi gibi durumlar da önemlidir. Bazen cinsel istek azalması bir ilişkideki bozulmanın işareti olabilir.Öfkeli, korkulu ya da zihni dağınık kişiler genellikle cinsel yakınlık için istek duymazlar. Cinsellikten uzun süre uzak kalmak da cinsel dürtüyü bastırabilir.
Cinsel isteğin az olması kadınlarda cinsellikle ilgili en yaygın şikayetlerdendir. Kadınların yaklaşık %33'ünün hayatlarının bir döneminde cinsel ilgi ya da istek azalmasıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir. Yaş gruplarına göre sıklık değişmektedir. 18-24 yaşları arasındaki kadınların %32'si cinsel istek azlığından etkilenirken bu oran 30-34 yaş grubunda %29.5 ve 35-39 yaş grubunda %37.6'dır. Cinsel isteğin ne kadarının normal olduğunu söylemek zordur. Genelde klinisyen bir çok faktörü-kültürel bağlamda ilişkinin özellikleri gibi- bir arada değerlendirmelidir. Ayrıca cinsel eşin cinsel istek düzeyi de-eşlerden birindeki aşırı isteği belirlemek için değerlendirilmelidir. Bu arada eşlerin birbirinden farklı cinsel istek düzeylerinin olması herhangi birinde psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmez. Cinsel temas ve doyum gereksinimi kişilere göre değişebildiği gibi aynı kişide de zaman içinde farklı olabilir. Genel toplomda cinsel istek azlığının % 20 civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Cinsel tiksinti bozukluğu
Cinsel isteğin daha şiddetli bir derecede ortadan kalkmasıdır. Cinsel tiksinti bozukluğu olan bireyler cinsel aktivetelerden kaçınırlar, kendilerine cinsel yönden yaklaşıldığında korku, kaygı ya da iğrenme ifade ederler. Bu durum belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur. Böyle bir sorunu olanlarda cinsel uyaranlara yanıt çok geniş bir yelpazede ortaya çıkabilir. Şiddetli derecede cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilerde cinsellikle ilgili durumlarda panik atağa varan sorunlar yaşanabilir. Bu sorun travma sonrası stres bozukluğu gibi başka psikolojik sorunlarla birarada görülebilir. Bu bozukluk tecavüze uğrama ya da çocuklukta istismar gibi cinsel saldırıya maruz kalınan durumlarda, cinsel birleşmenin ağrılı olduğu durumlarda ya da cinsel dürtü ile utanç, suçluluk gibi duygular arasında farkında olunmayan bir bağlantı olduğunda ortaya çıkabilir.
Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Sorunun karmaşıklığı ve bireylere özgü oluşu göz önüne alındığında işe yarayan tek bir yöntem olamayacağı açıktır. İçlerinde Viagra (sildefanil) de olmak üzere cinsel uyarılma üzerine etkili olduğu düşünülen bir grup ilaç araştırılmaktadır. Bu ilaçların çoğu genital bölgedeki kan akımını artırarak etkili olmaktadırlar. Hem kadınlar hem de erkeklerde testosteron libido açısından önemli olduğundan cinsel istek azalmasının tedavisinde kullanımı araştırılmıştır. Kadınlarda yaşla testosteronun azaldığı göz önüne alındığında zaman içinde libidolarında belirgin bir düşüş farkeden kadınlarda yararlı olabilir. Ancak cinsel istek azalması olan kadınların çoğunda testosteron düzeylerinin normal olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Testosteron tedavisi ile karaciğer hasarı, kalp hastalığı riskinde artış gibi yan etkiler oluşabileceği de dikkate alınmalıdır. Seçici östrojen agonistleri premenapozal ve postmenapozal kadınlarda cinsel isteği artırabilir. Cinsel aktiviteden bir kaç saat önce alınan metilfenidat gibi uyarıcılar antidepresan tedaviye ikincil cinsel işlev bozukluğu olan hastalarda cinsel yanıtın dört evresini de artırmıştır. Ancak uyarıcıların tedavide yeri belirsizdir. Bağımlılık, aritmi gibi yan etkileri de gözönünde bulundurulmalıdır.
Cinsel istek ile ilgili çalışmaların zor olmasının nedenlerinden biri cinsel döngünün bu ilk evresine eşlik eden açık fiziksel değişikliklerin olmamasıdır. Cinsel döngüde gözlenen normal fiziksel değişiklikler ikinci evre olan uyarılma evresine dek başlamazlar. Azalmış cinsel istek bozukluğu tedaviye en dirençli cinsel işlev bozuklukları arasındadır. Çoğu hastada duyumsal keşif alıştırmaları etkili değildir. Davranışçı yaklaşımdan çok psikodinamik yaklaşımla hastaya cinsel sorunların kökenini anlaması ve cinsel hazzın önündeki engelleri aşması için yardımcı olmak gerekebilir. Daha önce orgazm deneyimi olmayan kadınlar için masturbasyon alıştırmaları iyi bir yol olabilir.
Feromonların cinsel istek bozukluklarının tedavisindeki yeri de giderek daha fazla araştırılmaktadır. Bunlar dışında eğitim amaçlı erotik videolar da yararlı olabilir. Ancak cinsel tiksinti bozukluğu olanlarda erotik videolar kaygıyı artırabileceği için önerilmez.
Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel uyarılma cinsel yanıt döngüsünün ikinci evresidir. Cinsel uyarılmanın kesin olarak psikolojik bir yönü olsa da aynı zamanda fizyolojik değişikliklerin görüldüğü ilk evredir. Kadınlarda genellikle pelvik bölgeye kan akımının olması, vajinal ıslanma ve genişleme ile dış genitallerin şişmesi ile karakterizedir. Bu değişikliklerin altında yatan mekanizma çok açık olmasa da cinsel uyarılma otonom sinir sisteminin uyarılması ile ilişkilidir.
Kadın Cinsel Uyarılma Bozukluğu (KCUB) Cinsel yanıtın genel uyarılma yönünün ortadan kalkmasıdır. Bu durumda kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi erotik duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33'ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Bütün işlev bozuklukları gibi KCUB da cinsel uyarıma yanıtı olan bir kadında yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilir ya da en başından beri yanıt olmayabilir. İşlev bozukluğu yalnız belli durumlarda görülebilir ya da genelleşmiş olabilir. Örneğin; yaşam boyu ve durumsal KCUB olan bir kadın her zaman uyarılma güçlüğü yaşayacak ve bu yalnızca eşiyle ortaya çıkacaktır.
Masters ve Johnson normal tepki veren kadınların özellikle adet öncesi dönemde istekli olduğunu bulmuştur. Yakın zamanlı bir araştırma da bu sorunu yaşayan kadınların adeti izleyen dönemde daha istekli olduğunu belirlemiştir. Bir üçüncü grup kadının da tam yumurtlama (ovulasyon) döneminde en yoğun cinsel uyarılmayı hissettiği belirtilmektedir.
Cinsel uyarılma ile ilgili sorunlar bazı fiziksel durumlar ve yaşam dönemleri ile ilişkili olabilir. Diyabet, sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve sinir hasarı hem kadın hem de erkekte cinsel uyarılmayı olumsuz etkileyebilir. Emziren kadınlarda vajinal ıslanmada azalma olabileceği belirtilmiştir. Menapoz döneminde ve sonrasında östrojenin azalması da uyarılmayı zorlaştırabilir. Bazı ilaçlar da uyarılmayı bozabilir. Antidepresanlar, antihipertansifler ve antihistaminikler sıklıkla bu yan etkiye sahiptir.
Bu işlev bozukluğunun en yaygın nedenleri arasında suçluluk ve düşmanlık yer almaktadır. Suçluluk genellikle cinsel ilişkiden hoşlanma isteği ile bunu yapmaktan duyulan korku arasındaki iç çatışmayı içine alır. Düşmanlık sıklıkla eşle ilgilidir. Kadında cinsel uyarılmayı artırmaya yönelik tedaviler Genital bölgeye kan akımını artırarak ya da ıslanmayı kolaylaştırarak etkinlik gösteren ürünler üzerine denemeler sürse de bunlar henüz deneysel düzeydedir. Bazı vazodilatör kremlerin cinsel uyarılmayı düzeltici etkisi sınanmaktadır. Sempatik sinir sistemini uyaran ilaçlar, yohimbin, sildefanil gibi ağızdan kullanılan ilaçlar da araştırılmaktadır. Bu ilaçlar kan akımını artırarak ya da sinir sisteminin bazı bölümlerini uyararak çalışırlar. Efedrin cinsel uyarılmayı ve orgazmı artırabilir. Ancak bu konuda çalışmalar sınırlıdır. Yan etkiler de kullanımı kısıtlamaktadır.
Trazodonun cinsel uyarılmayı artırabildiği belirtilmektedir. Öte yandan kadınlarda depresyon tedavisinde cinsel yan etkileri olmayan antidepresanlar seçmek de önemli görünmektedir.Nefazodon ve mirtazapin bu yönden daha güvenlidir. Kadın Orgazmik Bozukluğu Kadın cinsel yanıtının orgazm kısmıyla ilgili bir bozukluktur. Bu durumda kadın cinsel olarak uyarılır ancak odaklanma, yoğunluk ve süre yeterli olduğu halde orgazma ulaşamaz. Yaşam boyu orgazm bozukluğunda kadın bir eşle ya da masturbasyon ile hiç orgazma ulaşamamıştır. Bu bozuklukla ilgili olarak normalde varolan kişisel varyasyonların farkında olmak önemlidir. Bir diğer önemli konu da kadının cinsel birleşme yoluyla orgazm olmamasının kadında bir sorun olduğu şeklinde yorumlanmasıdır. Birleşme olmadan klitorisin uyarılmasıyla orgazma ulaşan ancak klitoris uyarılmadığında sadece birleşme ile orgazma ulaşamayan bir kadın orgazm bozukluğu olarak değerlendirilemez. Çoğu kadın birleşme sırasında orgazma hem klitorisin elle uyarılması hem de penil vajinal uyarılma ile ulaşırlar. Kinsey 35 yaşın üzerindeki evli kadınların yalnızca %5'inin yaşamlarında hiç orgazma ulaşmadığını bulmuştur. Orgazm sıklığı yaşla artar.
Kadın orgazm bozukluğunun en önemli nedenlerinden biri "cinsellik eşittir cinsel birleşme" tarzı düşünmedir. Birleşme ve orgazmın başlıca amaç haline gelmesi orgazmı engeller.Kadının eşine kızgın olması da nedenlerden biri olabilir. Bir başka neden etkin olmayan cinsel tekniklerdir. Bazen kadın ve/veya cinsel eşi etkili bir şekilde uyarmayı beceremez. Sevişmek "bildiğimiz" değil öğrendiğimiz bir şeydir. Kaygı da cinsel tekniklerin etkin olmasını etkiler. Cinsellikle ilgili aileden ya da dinden öğrenilenler de bazen kadında kaçınmaya ya da açıkça etkin cinsel uyarımın reddedilmesine neden olabilir. Bazen kadın için orgazm kendini kaybetmek anlamına gelebilir. Bu konudaki kültürel beklentiler ve sosyal kısıtlamalar da oldukça önemlidir.
Orgazm bozukluğunun tedavisinde sildenafil kullanımının yararlı olduğuna ilişkin bilgiler vardır. Ayrıca ilaç kullanımına ikincil olan cinsel işlev bozukluklarında da yararlı olabilir. Buspironun kadın orgazm bozukluğunda yararlı olabileceği de ortaya atılmıştır.
Cinsel ağrı bozuklukları
-Vaginismus Vagina etrafındaki kasların birleşmeyi imkansız hale getirecek şekilde istemsiz olarak kasılmasıdır. Vaginismusun nedeni genellikle cinsel birleşme ile ilgili tiksindirici bir uyarandır. En sık rastlanan tiksindirici uyaranlar travmatik cinsel saldırılar, ağrılı birleşme ve travmatik pelvik muayenedir. Diğer nedenler arasında pelvik hastalık ve bilinçdışı korku ve/veya suçluluk olabilir. Tedavide sistematik duyarsızlaştırma, pubokoksigeal kas eğitimi ve vajinal dilatörlerin kullanımı beraberce önerilir. Eşin işbirliği tedavinin etkinliğini belirleyen en önemli etken gibi görünmektedir.
-Disparöni cinsel ilişki ile birlikte tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı olması. Tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı cinsel birleşme dışındaki cinsel uyarılmayla da ortaya çıkabilir. Disparöni vestibülit, vajinal atrofi veya vajinal enfeksiyon gibi tıbbi sorunlara ikincil olabileceği gibi psikolojik de olabilir ya da her iki durum bir arada etkili olabilir. Ayrıca vajinismusa ikincil ya da ıslanmanın olmamasına bağlı da olabilir. Tedavide nedene yönelik tıbbi ve cerrahi girişimler önemlidir. Ancak çoğu kadın için bu girişimlerin yanı sıra bilişsel-davranışçı terapi gerekli olmaktadır. Kadın cinsel işlevinde hormonları rolü Hormonlar kadın cinsel işlevinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar. Hayvan deneylerinde östrojenin duyuları etkilediğine ilişkin kanıtlar elde edilmiştir. Menapoz sonrasındaki kadınlara östrojen verilmesi vajina ve klitoristeki kan akımını artırır. Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar istek kaybı, ağrılı cinsel birleşme, cinsel yanıtın azalması, orgazma ulaşmada zorluk ve genital duyarlığın azalmasıdır. Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük olması cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalma ile birliktedir.
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Psikiyatri Kliniği
Cinsel istek bozuklukları
Cinsel tiksinti bozukluğu
Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel ağrı bozuklukları
Cinsel istek bozuklukları
Cinsel istek genellikle cinsel yanıt döngüsünün ilk evresi olarak değerlendirilir. İstek sadece psikolojik bir durum gibi görünse de sıklıkla hormonal dengesizlik ya da tedavi gibi fiziksel durumlardan etkilenmektedir.
Azalmış cinsel istek Azalmış cinsel istek sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması (ya da hiç olmaması).
Kişinin yaşı ve yaşam koşulları gibi cinsel işlevselliğini etkileyen etkenler göz önünde bulundurularak cinsel isteğin azaldığı ya da hiç olmadığı yargısına varılır. İstek burada cinsel içerikli rüyalar ve fanteziler, erotik materyele ilgi, cinsel etkinlikle ilgili arzuların farkında olma, olası çekici cinsel eşlere yönelik dikkatin olması ve cinselliğin azalmasına ilişkin hayal kırıklığının olması gibi durumları kapsamaktadır. isteğin olması çeşitli faktörlere bağlıdır: biyolojik güdü, yeterli özgüven, cinsellikle ilgili önceki deneyimlerin olumlu olması, uygun bir cinsel eşin olması birlikte olunan kişi ile cinsellik dışındaki alanlarda da iyi bir ilişkinin olması. Bu alanların herhangi birinde sorun olması cinsel isteğin azalması ile sonuçlanabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğu bazı durumlarda tüm cinsel eşlere ya da tüm cinsel aktivitelere genellenebilir. Genellikle diğer cinsel sorunlarla (orgazm olamama, kayganlaşma olmaması gibi) birlikte görülse de cinsel isteği az olan bazı kişiler cinsel olarak uyarılır ve orgazma ulaşırlar.
Cinsel istek azalması hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Cinsel isteği azaltan fiziksel faktörler yaşlanma, bazı ilaçlar, ağrı, alkolizm, böbrek yetmezliği, kronik hastalıklar, nörolojik durumlar ve hormonal dengesizliklerdir. Psikolojik nedenler arasındaki stres, kişilerarası ilişkilerdeki sorunlar, beden imgesiyle ilgili kaygılar, anksiyete ve depresyon isteği azaltabilir. İlişki ile ilgili sorunlar (güç çekişmesi, çatışma, düşmanlık), cinsel travma (tecavüz), önemli yaşam olayları (ailede birinin ölümü, çocuk doğumu, taşınma gibi) ve cinsel ilişki ile bazı olumsuz anıların eşleşmesi gibi durumlar da önemlidir. Bazen cinsel istek azalması bir ilişkideki bozulmanın işareti olabilir.Öfkeli, korkulu ya da zihni dağınık kişiler genellikle cinsel yakınlık için istek duymazlar. Cinsellikten uzun süre uzak kalmak da cinsel dürtüyü bastırabilir.
Cinsel isteğin az olması kadınlarda cinsellikle ilgili en yaygın şikayetlerdendir. Kadınların yaklaşık %33'ünün hayatlarının bir döneminde cinsel ilgi ya da istek azalmasıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir. Yaş gruplarına göre sıklık değişmektedir. 18-24 yaşları arasındaki kadınların %32'si cinsel istek azlığından etkilenirken bu oran 30-34 yaş grubunda %29.5 ve 35-39 yaş grubunda %37.6'dır. Cinsel isteğin ne kadarının normal olduğunu söylemek zordur. Genelde klinisyen bir çok faktörü-kültürel bağlamda ilişkinin özellikleri gibi- bir arada değerlendirmelidir. Ayrıca cinsel eşin cinsel istek düzeyi de-eşlerden birindeki aşırı isteği belirlemek için değerlendirilmelidir. Bu arada eşlerin birbirinden farklı cinsel istek düzeylerinin olması herhangi birinde psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmez. Cinsel temas ve doyum gereksinimi kişilere göre değişebildiği gibi aynı kişide de zaman içinde farklı olabilir. Genel toplomda cinsel istek azlığının % 20 civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Cinsel tiksinti bozukluğu
Cinsel isteğin daha şiddetli bir derecede ortadan kalkmasıdır. Cinsel tiksinti bozukluğu olan bireyler cinsel aktivetelerden kaçınırlar, kendilerine cinsel yönden yaklaşıldığında korku, kaygı ya da iğrenme ifade ederler. Bu durum belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur. Böyle bir sorunu olanlarda cinsel uyaranlara yanıt çok geniş bir yelpazede ortaya çıkabilir. Şiddetli derecede cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilerde cinsellikle ilgili durumlarda panik atağa varan sorunlar yaşanabilir. Bu sorun travma sonrası stres bozukluğu gibi başka psikolojik sorunlarla birarada görülebilir. Bu bozukluk tecavüze uğrama ya da çocuklukta istismar gibi cinsel saldırıya maruz kalınan durumlarda, cinsel birleşmenin ağrılı olduğu durumlarda ya da cinsel dürtü ile utanç, suçluluk gibi duygular arasında farkında olunmayan bir bağlantı olduğunda ortaya çıkabilir.
Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Sorunun karmaşıklığı ve bireylere özgü oluşu göz önüne alındığında işe yarayan tek bir yöntem olamayacağı açıktır. İçlerinde Viagra (sildefanil) de olmak üzere cinsel uyarılma üzerine etkili olduğu düşünülen bir grup ilaç araştırılmaktadır. Bu ilaçların çoğu genital bölgedeki kan akımını artırarak etkili olmaktadırlar. Hem kadınlar hem de erkeklerde testosteron libido açısından önemli olduğundan cinsel istek azalmasının tedavisinde kullanımı araştırılmıştır. Kadınlarda yaşla testosteronun azaldığı göz önüne alındığında zaman içinde libidolarında belirgin bir düşüş farkeden kadınlarda yararlı olabilir. Ancak cinsel istek azalması olan kadınların çoğunda testosteron düzeylerinin normal olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Testosteron tedavisi ile karaciğer hasarı, kalp hastalığı riskinde artış gibi yan etkiler oluşabileceği de dikkate alınmalıdır. Seçici östrojen agonistleri premenapozal ve postmenapozal kadınlarda cinsel isteği artırabilir. Cinsel aktiviteden bir kaç saat önce alınan metilfenidat gibi uyarıcılar antidepresan tedaviye ikincil cinsel işlev bozukluğu olan hastalarda cinsel yanıtın dört evresini de artırmıştır. Ancak uyarıcıların tedavide yeri belirsizdir. Bağımlılık, aritmi gibi yan etkileri de gözönünde bulundurulmalıdır.
Cinsel istek ile ilgili çalışmaların zor olmasının nedenlerinden biri cinsel döngünün bu ilk evresine eşlik eden açık fiziksel değişikliklerin olmamasıdır. Cinsel döngüde gözlenen normal fiziksel değişiklikler ikinci evre olan uyarılma evresine dek başlamazlar. Azalmış cinsel istek bozukluğu tedaviye en dirençli cinsel işlev bozuklukları arasındadır. Çoğu hastada duyumsal keşif alıştırmaları etkili değildir. Davranışçı yaklaşımdan çok psikodinamik yaklaşımla hastaya cinsel sorunların kökenini anlaması ve cinsel hazzın önündeki engelleri aşması için yardımcı olmak gerekebilir. Daha önce orgazm deneyimi olmayan kadınlar için masturbasyon alıştırmaları iyi bir yol olabilir.
Feromonların cinsel istek bozukluklarının tedavisindeki yeri de giderek daha fazla araştırılmaktadır. Bunlar dışında eğitim amaçlı erotik videolar da yararlı olabilir. Ancak cinsel tiksinti bozukluğu olanlarda erotik videolar kaygıyı artırabileceği için önerilmez.
Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel uyarılma cinsel yanıt döngüsünün ikinci evresidir. Cinsel uyarılmanın kesin olarak psikolojik bir yönü olsa da aynı zamanda fizyolojik değişikliklerin görüldüğü ilk evredir. Kadınlarda genellikle pelvik bölgeye kan akımının olması, vajinal ıslanma ve genişleme ile dış genitallerin şişmesi ile karakterizedir. Bu değişikliklerin altında yatan mekanizma çok açık olmasa da cinsel uyarılma otonom sinir sisteminin uyarılması ile ilişkilidir.
Kadın Cinsel Uyarılma Bozukluğu (KCUB) Cinsel yanıtın genel uyarılma yönünün ortadan kalkmasıdır. Bu durumda kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi erotik duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33'ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Bütün işlev bozuklukları gibi KCUB da cinsel uyarıma yanıtı olan bir kadında yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilir ya da en başından beri yanıt olmayabilir. İşlev bozukluğu yalnız belli durumlarda görülebilir ya da genelleşmiş olabilir. Örneğin; yaşam boyu ve durumsal KCUB olan bir kadın her zaman uyarılma güçlüğü yaşayacak ve bu yalnızca eşiyle ortaya çıkacaktır.
Masters ve Johnson normal tepki veren kadınların özellikle adet öncesi dönemde istekli olduğunu bulmuştur. Yakın zamanlı bir araştırma da bu sorunu yaşayan kadınların adeti izleyen dönemde daha istekli olduğunu belirlemiştir. Bir üçüncü grup kadının da tam yumurtlama (ovulasyon) döneminde en yoğun cinsel uyarılmayı hissettiği belirtilmektedir.
Cinsel uyarılma ile ilgili sorunlar bazı fiziksel durumlar ve yaşam dönemleri ile ilişkili olabilir. Diyabet, sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve sinir hasarı hem kadın hem de erkekte cinsel uyarılmayı olumsuz etkileyebilir. Emziren kadınlarda vajinal ıslanmada azalma olabileceği belirtilmiştir. Menapoz döneminde ve sonrasında östrojenin azalması da uyarılmayı zorlaştırabilir. Bazı ilaçlar da uyarılmayı bozabilir. Antidepresanlar, antihipertansifler ve antihistaminikler sıklıkla bu yan etkiye sahiptir.
Bu işlev bozukluğunun en yaygın nedenleri arasında suçluluk ve düşmanlık yer almaktadır. Suçluluk genellikle cinsel ilişkiden hoşlanma isteği ile bunu yapmaktan duyulan korku arasındaki iç çatışmayı içine alır. Düşmanlık sıklıkla eşle ilgilidir. Kadında cinsel uyarılmayı artırmaya yönelik tedaviler Genital bölgeye kan akımını artırarak ya da ıslanmayı kolaylaştırarak etkinlik gösteren ürünler üzerine denemeler sürse de bunlar henüz deneysel düzeydedir. Bazı vazodilatör kremlerin cinsel uyarılmayı düzeltici etkisi sınanmaktadır. Sempatik sinir sistemini uyaran ilaçlar, yohimbin, sildefanil gibi ağızdan kullanılan ilaçlar da araştırılmaktadır. Bu ilaçlar kan akımını artırarak ya da sinir sisteminin bazı bölümlerini uyararak çalışırlar. Efedrin cinsel uyarılmayı ve orgazmı artırabilir. Ancak bu konuda çalışmalar sınırlıdır. Yan etkiler de kullanımı kısıtlamaktadır.
Trazodonun cinsel uyarılmayı artırabildiği belirtilmektedir. Öte yandan kadınlarda depresyon tedavisinde cinsel yan etkileri olmayan antidepresanlar seçmek de önemli görünmektedir.Nefazodon ve mirtazapin bu yönden daha güvenlidir. Kadın Orgazmik Bozukluğu Kadın cinsel yanıtının orgazm kısmıyla ilgili bir bozukluktur. Bu durumda kadın cinsel olarak uyarılır ancak odaklanma, yoğunluk ve süre yeterli olduğu halde orgazma ulaşamaz. Yaşam boyu orgazm bozukluğunda kadın bir eşle ya da masturbasyon ile hiç orgazma ulaşamamıştır. Bu bozuklukla ilgili olarak normalde varolan kişisel varyasyonların farkında olmak önemlidir. Bir diğer önemli konu da kadının cinsel birleşme yoluyla orgazm olmamasının kadında bir sorun olduğu şeklinde yorumlanmasıdır. Birleşme olmadan klitorisin uyarılmasıyla orgazma ulaşan ancak klitoris uyarılmadığında sadece birleşme ile orgazma ulaşamayan bir kadın orgazm bozukluğu olarak değerlendirilemez. Çoğu kadın birleşme sırasında orgazma hem klitorisin elle uyarılması hem de penil vajinal uyarılma ile ulaşırlar. Kinsey 35 yaşın üzerindeki evli kadınların yalnızca %5'inin yaşamlarında hiç orgazma ulaşmadığını bulmuştur. Orgazm sıklığı yaşla artar.
Kadın orgazm bozukluğunun en önemli nedenlerinden biri "cinsellik eşittir cinsel birleşme" tarzı düşünmedir. Birleşme ve orgazmın başlıca amaç haline gelmesi orgazmı engeller.Kadının eşine kızgın olması da nedenlerden biri olabilir. Bir başka neden etkin olmayan cinsel tekniklerdir. Bazen kadın ve/veya cinsel eşi etkili bir şekilde uyarmayı beceremez. Sevişmek "bildiğimiz" değil öğrendiğimiz bir şeydir. Kaygı da cinsel tekniklerin etkin olmasını etkiler. Cinsellikle ilgili aileden ya da dinden öğrenilenler de bazen kadında kaçınmaya ya da açıkça etkin cinsel uyarımın reddedilmesine neden olabilir. Bazen kadın için orgazm kendini kaybetmek anlamına gelebilir. Bu konudaki kültürel beklentiler ve sosyal kısıtlamalar da oldukça önemlidir.
Orgazm bozukluğunun tedavisinde sildenafil kullanımının yararlı olduğuna ilişkin bilgiler vardır. Ayrıca ilaç kullanımına ikincil olan cinsel işlev bozukluklarında da yararlı olabilir. Buspironun kadın orgazm bozukluğunda yararlı olabileceği de ortaya atılmıştır.
Cinsel ağrı bozuklukları
-Vaginismus Vagina etrafındaki kasların birleşmeyi imkansız hale getirecek şekilde istemsiz olarak kasılmasıdır. Vaginismusun nedeni genellikle cinsel birleşme ile ilgili tiksindirici bir uyarandır. En sık rastlanan tiksindirici uyaranlar travmatik cinsel saldırılar, ağrılı birleşme ve travmatik pelvik muayenedir. Diğer nedenler arasında pelvik hastalık ve bilinçdışı korku ve/veya suçluluk olabilir. Tedavide sistematik duyarsızlaştırma, pubokoksigeal kas eğitimi ve vajinal dilatörlerin kullanımı beraberce önerilir. Eşin işbirliği tedavinin etkinliğini belirleyen en önemli etken gibi görünmektedir.
-Disparöni cinsel ilişki ile birlikte tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı olması. Tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı cinsel birleşme dışındaki cinsel uyarılmayla da ortaya çıkabilir. Disparöni vestibülit, vajinal atrofi veya vajinal enfeksiyon gibi tıbbi sorunlara ikincil olabileceği gibi psikolojik de olabilir ya da her iki durum bir arada etkili olabilir. Ayrıca vajinismusa ikincil ya da ıslanmanın olmamasına bağlı da olabilir. Tedavide nedene yönelik tıbbi ve cerrahi girişimler önemlidir. Ancak çoğu kadın için bu girişimlerin yanı sıra bilişsel-davranışçı terapi gerekli olmaktadır. Kadın cinsel işlevinde hormonları rolü Hormonlar kadın cinsel işlevinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar. Hayvan deneylerinde östrojenin duyuları etkilediğine ilişkin kanıtlar elde edilmiştir. Menapoz sonrasındaki kadınlara östrojen verilmesi vajina ve klitoristeki kan akımını artırır. Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar istek kaybı, ağrılı cinsel birleşme, cinsel yanıtın azalması, orgazma ulaşmada zorluk ve genital duyarlığın azalmasıdır. Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük olması cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalma ile birliktedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)