kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2010 Pazar

Kanser belirtileri

Tarama testleri karmaşıklık ve mahiyet açısından değişiklikler gösterir. En yaygın bir şekilde kullanılan testlerin çoğu yüksek risk altındaki kişilerde sık görülen kanser biçimlerini bulacak şekilde tasarlanmıştır. Kanser tarama testleri pratik olmalıdır. Yapılan test, kanseri, tamamen iyileşme şansının hâlâ yüksek olacağı şekilde erken belirlemelidir.

Emniyet de önemli bir konudur. Test başlı başına tehlikeli bir sağlık riskini yaratmamalıdır. Bundan yirmi yıl önce meme kanserini belirlemek için kullanılan mamografı işlemi, gövdeyi oldukça yüksek radyasyona maruz bırakıyordu ve kanserin gelişmesinde başlı başına bir faktör oluyordu. Ancak bugün mamografi ile kadınlar yalnızca küçük miktarlarda radyasyona maruz kalmakta, böylelikle muayene daha emniyetle olmaktadır.

Kanser için periyodik tarama testleri tüm kanser vakalarında ve çeşitlerinde aynı önleyici değere sahip değildir, örneğin akciğer kanserinde, özellikle eğer sigara içiyorsanız, ara sıra göğüs röntgeninin çekilmesi veya balgam tahlili, yaşamınızı sürdürme şansını belirgin bir şekilde artırmayacaktır. Erken dönemde test etme hâlâ önemli olmasına rağmen, akciğer kanserinde yaşama oranı hâlâ yüzde 15 in altındadır. Sonuç olarak, eğer sigara içiyorsanız veya evinizde veya işyerinizde kimyasal maddelere maruz kalıyorsanız, akciğer kanserinin taranması konusunda öğütlerini almak için doktorunuza başvurunuz. Ancak hastalığın belirtilerini gözlemekten daha önemli olan bir şey, potansiyel karsinojenlere (kansere neden olan maddelere) maruz kalmanızı azaltacak her şeyi denemektir. Sigarayı bırakmak böylesi stratejilerden biridir.

Diğer kanserler yaşama oranı belirgin bir şekilde artacak kadar erken teşhis edilebilir. Aşağıda belirtilen kanser tarama testleri, Amerikan Kanser Derneği tarafından önerilen kanser önleme programının bir parçasıdır.

Meme Kanseri
Uyarıcı Belirtiler: Memede herhangi bir sertlik veya kitle, veya meme uçlarından gelen akıntı veya kan.
Kanser Riski Faktörleri: Meme kanseri genellikle elli yaşın üzerinde olan kadınlarda; hiç çocuğu olmamış kadınlarda, ilk çocuklarını otuz yaşından sonra doğuran kadınlarda, hiç emzirmemiş olan kadınlarda, ideal ağırlıklarının yüzde 40 üzerinde olan kadınlar ile cinsel olgunluğa gecikmiş olarak gelen veya gecikmiş menapozu olan kadınlarda ve ailesinde (anne veya kızkardeşlerde) menapoz öncesi meme kanseri olayı olan kadınlarda ortaya çıkar.

Check-up Kuralları: Her kadın ayda bir defa göğüslerini dikkatlice muayene etmelidir.

Buna ek olarak yirmi ile kırk yaş arasında olan kadınların her üç yılda bir göğüslerini bir hekime muayene ettirmesi gerekir. Kırk yaşın üzerinde olan kadınların bu muayeneyi her yıl yaptırması gerekir. Eğer kırk yaşın altındaysa-nız, ailenin geçmişinde göğüs kanseri yoksa yüksek risk gruplarından birine girmiyorsunuz demektir ve mamografinin alınmasına gerek duyulmayabilir. Eğer kırk ile kırkdokuz yaşlan arasında iseniz, herhangi bir belirti veya kitle yoksa ve ailenizde göğüs kanseri geçiren biri yoksa yalnızca basit bir mammogram yaptırın. Elli yaşından sonra mammogramı her yıl yaptırın. Eğer ailenizde göğüs kanseri varsa, yaşınıza aldırmaksızın her yıl bir mammogram yaptırın.

Testis Kanseri
Uyarıcı Belirtilen Teslislerde herhangi bir kitle veya boyutlarında değişiklik.
Kanser Riski Faktörleri: Yaşlı erkeklerden daha çok genç erkeklerde ortaya çıkar (kırk yaşından sonra fazla görülmez); normal yerine inmemiş testisler.
Check-up Kuralları: ilk gençlik yıllarının son dönemlerinden başlayarak tüm yaştaki erkekler her ay teslislerini muayene etmelidirler.
Kolorektal (Kalın Bağırsak ve Rektum) Kanser
Uyarıcı Belirtilen Herhangi bir rektal (makattan gelen) kanama veya dışkılama alışkanlıklarında uzun dönemli değişiklik.
Kanser Riski Faktörleri: Aile üyelerinden birinde geçmişte kolorektal polip (iyi huylu tü-moral oluşum) veya kolorektal kanser veya kronik ülserleşmiş kolit olması.
Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan kadın ve erkeklerin her yıl dijital (parmakla) rektal muayeneden geçmesi gerekir. Bundan öte elli yaşın üzerinde olan erkek ve kadınların en azından iki yılda bir sigmoidoskopik muayeneden geçmesi (sigmoidoskop ile kolon içinin muayenesi) ve her yıl kan bulunup, bulunmadığının kontrolü için feces (dışkı) testini yaptırması gerekir.

Akciğer Kanseri
Uyarıcı işaretlen Rahatsız eden bir öksürük, öksürürken kan gelmesi ve akciğer iltihabı veya bronşit nöbetleri; göğüste ağrı.
Kanser Riski Faktörleri: Çok sigara içmek ve özellikle astbest olmak üzere çevre kirletici maddelere maruz kalmak.
Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan herkesin bir göğüs röntgeni çektirmesi gerekir. Bunu takip eden göğüs röntgenleri doktorunuzun kişisel kararına göre yapılacaktır.

Servikal (Rahim Boynu) Kanser
Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanama.
Kanser Riski Faktörleri: Genital (Cinsel) bölgelerde kabarcıklar oluşturan deri iltihaplan veya genital siğil enfeksiyonları-, ergenlik çağına geldikten kısa bir süre sonra cinsel ilişkiye girme veya çok fazla cinsel ilişki partnerinin olması.
Check-up Kuralları: Onsekiz yaşına gelen kadınların veya seksüel olarak aktif olanların her yıl Pap testi yaptırması ve pelvik muayeneden geçmesi gerekir. Birbirini takip eden üç veya daha fazla normal sonuç veren yıllık muayenenin ardından doktorunuz Pap testinin daha az aralıklarla yapılmasına karar verebilir.

Endometrium (Rahim iç zarı) Kanseri
Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanama.
Kanser Riski Faktörleri: Geçmişte kısırlık olması veya yumurtlama olmaması; menapozun geç başlaması veya uzun süreli östrojen tedavisi, vücutta aşırı yağlanma; çok fazla sigara içmek.
Check-up Kuralları: Menapoza geldikten sonra geçmişinde kısırlık, aşırı şişmanlık, yfmurtlayamama, anormal rahim kanaması veya östrojen tedavisi olan kadınların endo-metriyal biyopsi yaptırmaları gerekir.

İdrar Yolu ve Mesane Kanseri
Uyarıcı işaretler: idrarda kan; sırt ağrısı; kilo ve iştah kaybı, sürekli ateş; anemi (kansızlık).
Kanser Riski faktörleri: Elli yaşın üzerinde olan erkeklerde-, çok fazla sigara içenlerde, geçmişte kronik idrar yolu enfeksiyonlarından rahatsız olanlarda daha fazla görülür.
Check-up Kuralları: Komple fiziki muayeneniz sırasında yapılan rutin idrar tahlilleri idrarınızda kan olup olmadığını (hemıtüri) gösterecektir. Eğer hematüri bulunursa, doktorunuz anormal bir doku da bulursa, biyopsi de dahil olmak üzere sistoskopik bir muayene yapabilir. Doktorunuz bir böbrek filmi de isteyebilir.

Ağız Kanseri
Uyarıcı işaretler: Ağzınızın renginde herhangi bir değişiklik veya ağzınızda iyileşmeyen herhangi bir yara.
Kanser Riski Faktörleri: Genellikle kırkbeş yaşın üstünde erkeklerde, çok fazla sigara içenlerde ve özellikle çok fazla alkol kullanımı ile birlikte dumansız tütün kullananlarda (tütün çiğneyenlerde) daha fazla görülür.
Check-up Kuralları: Eğer iyileşmeyen bir yara varsa doktorunuza veya diş hekiminize başvurun.
Gırtlak Kanseri
Uyarıcı Belirtiler: Boğuk seslilik.
Kanser Riski Faktörleri: Çok fazla sigara içmek, eğer fazla miktarda alkol kullanımı ile birlikte oluyorsa.
Check-up Kuralları: Konuşma özelliğinizde herhangi bir değişiklik olması durumunda bir boğaz uzmanı tarafından yapılan muayene veya eğer çok fazla sigara içiyorsanız yıllık muayene.

Prostat Kanseri
Uyarıcı Belirtilen idrara çıkmada zorluk; sırtın alt kısmında sürekli bir ağrı, pelvis veya kasıkların üst kısmında sürekli ağri; idrarda kan.
Kanser Riski Faktörleri-. Yetmiş yaşın üzerinde olan erkeklerde daha fazla görülür.
Check-up Kuralları: Eğer kırk yaşın üzerinde iseniz, periyodik tıbbi muayeneniz sırasında bir dijital (parmakla) rektal muayeneden de geçmeniz gerekir.

Cilt Kanseri
Uyarıcı Belirtilen Düzensiz sınırları olan küçük bir lezyon (yara, bere) ve vücutta veya kol ve bacaklarda kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah lekeler; cildin herhangi bir yerinde rengi inci beyazından siyaha kadar değişen yumru veya lezyonlar; avuç içi, ayak tabanı, el ve ayak parmaklarının uç kısımlarında koyu renkli lezyonlar; güneşe maruz kalmış cilt üzerinde daha koyu renkli beneklerle birlikte geniş kah-verengimsi lekeler; cildin herhangi bir yerinde kırmızımsı mor lekeler; ayak parmakları veya bacakta mor-kahverengi veya koyu mavi no-düller; yüz, kulak veya boyunda inci gibi veya mumlu gibi yumru veya şişler, göğüs veya sırtta düz, ten rengi veya kahverengi yara izine benzer lezyonlar; yüz, kulaklar, boyun, eller veya kollarda pullu veya kabukla kaplı yüzeyi olan düz lezyon veya kırmızı nodul; herhangi bir bende görülen değişiklik veya iyileşmeyen bir yara.

Kanser Riski Faktörleri: Kadın ve erkeklerde kızıl saç, açık cilt rengi veya gözlerin mavi olması; çocuklukta ciddi güneş yanığı olması; ailenin geçmişinde doğum lekeleri veya benler (displastik nevüs doğumda mevcut ben oluşumu sendromu.)

Check-up Kuralları: Eğer yukarıda sıralanan uyarıcı belirtilere sahip herhangi bir cilt lezyo-nunuz varsa doktorunuza danışınız.

Kabızlık kanser nedeni olabilir



Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Cengiz Pata, bağırsaklarda ve anüsde bazı hastalıklara ve şikayetlere neden olabilen kabızlığın tedavi edilmezse kansere yol açabileceğini belirtti.

Doç. Dr. Cengiz Pata, akut kabızlığın ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini, bu nedenle acil olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, toplumda birçok insanda görülebilen kabızlığın tedavi edilmediği durumlarda kansere bile neden olabileceğini vurguladı. Pata, rektal kanama, karın ağrısı ve krampları, bulantı ve kusma ile istemsiz kilo kaybının kabızlığa eşlik etmesi durumunda, dikkatli olunması ve acil olarak gastroenteroloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirtti.

Pata, dışkının çok koyu renkli ve çok kötü kokulu olmasının yanlış beslenmenin ya da herhangi bir bağırsak hastalığının belirtisi olduğunu kaydederek, şu ifadelere yer verdi:

"Dışkıyı çıkarmakta zorlanmak, sert dışkı, gaz-şişkinlik, karın bölgesinde ağrı, 3 günden daha uzun aralıklarla dışkı çıkarmak, dışkı çıkarırken anüste ağrı, nadir tuvalet ihtiyacı hissetmek, dışkı çıkardıktan sonra hala içeride bir şey kalmış hissi ve anüste şişlikler olması kabızlığın belirtileridir. Kabızlığın nedenleri ise; yeterli su içmemek, yanlış beslenme, hareketsizlik, aşırı yemek, bağırsak hastalıkları, hemoroidler, kas zayıflığı, bazı ilaçlar, prostat sorunları, stres, yeme biçiminde değişiklik, bazı diyetler, uzun süren yolculuklar, barsak fonksiyonel hastalıkları, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarıdır.”

Pata, kabızlık sorununun ortadan kaldırılması için lif zengini yiyecekler olan çiğ sebzeler, meyve, hububat, kepek gibi besinlerin tüketilmesini önererek, lifli besinlerin bağırsakların çalışmasını hızlandırdığını belirtti. Liften zengin besinlerin bağırsaktaki toksinlerin, maya mantarlarının ve hastalık yapıcı bakterilerin oluşmasını azalttığını kaydeden Pata, lifli yiyecekler kadar su tüketiminin de önemli olduğunu vurguladı.

Kalın bağırsağın her gün en az 1,5 litre suya ihtiyacı olduğunu bu nedenle yetişkin bir insanın günde 1.5-2 litre su içmesi gerektiğini belirten Pata, genç hastaların kabızlığın uzun sürmesi durumunda, 50 yaş üzeri hastaların ise kabızlık belirir belirmez bağırsak tetkiki için bir gastroenteroloji uzmanına görünmeleri gerektiğini belirtti.

Kanserde erken tanı mümkün?



İSMEK, her yıl Nisan ayının ilk haftası düzenlenen “kanser haftası” etkinlikleri kapsamında"Kanserde Erken Tanı" başlıklı bir seminer gerçekleştirdi.

İSMEK, her yıl Nisan ayının ilk haftası düzenlenen “kanser haftası” etkinlikleri kapsamında 9 Nisan Çarşamba günü Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi'nde "Kanserde Erken Tanı" başlıklı bir seminer gerçekleştirdi. Seminerin ikinci ayağı, 10 Nisan Perşembe günü Maltepe Belediyesi Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Dr. Fulya Ağaoğlu, kanserde erken tanının, meme kanseri, rahim ağzı kanseri, prostat kanseri, akciğer kanseri gibi kanser türlerinde mümkün olduğunu ifade etti.

İSMEK, 2007–2008 eğitim döneminin ikinci yarıyılında "Kanserde Erken Tanı" başlıklı halk seminerleri ile İstanbul’lularla buluştu. 9 Nisan 2008 tarihinde Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi'nde Dr.Yavuz Dindar’ın verdiği "Kanserde Erken Tanı" konulu seminer, 10 Nisan 2008 tarihinde saat 10:00'da Maltepe Belediyesi Kültür Merkezi'nde tekrarlandı. Doç.Dr. Yeşim Eralp ve Dr. Fulya Ağaoğlu konuşmacı olarak katıldığı ikinci "Kanserde Erken Tanı" seminerine halkımızın ilgisi yoğun oldu. Açılışını İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eğitim Müdürü Mehmet Doğan’ın yaptığı seminere çok sayıda vatandaş katıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eğitim Müdürü Mehmet Doğan yaptığı açılış konuşmasında, İSMEK olarak İstanbul’luları bilgilendirme amaçlı pek çok seminer düzenlediklerini ve bu seminerlerin çok verimli geçtiğini ifade etti. İSMEK seminerlerinden biri olan ve kanser haftası münasebetiyle düzenlenen “Kanserde Erken Tanı” seminerinin önemi üzerinde duran Doğan, kanserin çağımızın illeti olduğunu ve bu hastalıkla savaş için yöntemleri öğrenmek gerektiğinin altını çizdi.

Dr. Fulya Ağaoğlu, kanserin çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu belirtti. Kanserin tanı ve tedavisindeki yeniliklere değindiği konuşmasında Ağaoğlu, kanserde erken tanının, meme kanseri, rahim ağzı kanseri, prostat kanseri, akciğer kanseri gibi kanser türlerinde mümkün olduğunu ifade etti.

Kanser oluşumunda en büyük rolü sigaranın oynadığını belirten konuşmacı, akciğer kanserlerinin %85'inin sigaradan kaynaklandığını söyledi. Buna ilaveten, güneş ışınlarındaki zararlı maddelerden uzak kalarak cilt kanserinden korunmanın mümkün olduğunun altını çizen Ağaoğlu, sigara içmeyerek, beslenme alışkanlıklarına ve yaşam tarzına dikkat ederek, düzenli muayeneden geçerek kanserden korunmanın mümkün olduğunu belirtti. Seminerde ayrıca bitkisel kaynaklı besinlerin fazla tüketilmesi, özellikle hayvansal kaynaklı yüksek yağlı gıdaların sınırlandırılması, bitkisel yağların tercih edilmesi, fiziksel olarak aktif olup, egzersiz yapılarak ideal ağırlığın korunması ve alkol tüketiminin sınırlandırılmasının kanserden korunmada etkin rol oynadığını belirtildi.

SORULARLA KANSER

Kanser Neden Nüks Eder?

Nüks, kanserin bulgu ve belirtilerinin tekrar ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Over (yumurtalık) kanseri genellikle ilk uygulanan birinci basamak kemoterapiye duyarlıdır ve hastaların çoğunda tam remisyon (gerileme) görülür. Ne yazık ki, over kanseri hücreleri vücutta bulunmaya devam ederler, fakat tesbit edilemezler ve birçok hastada sonuçta ilk tedaviden aylar veya yıllar sonra nüks görülür.

Tedavinin Amacı Nedir? (Şifa mı Yoksa Semptomların Kontrolü mü?)

Tam şifa mümkün olamayabileceğinden, nükseden kanserlerde asıl amaç hastalığı stabil hale getirerek, ilerlemesini yavaşlatarak ve tedavi ile ilişkili yan etkileri en aza indirerek sağkalımı uzatmaktır. Bu kolay birşey değildir. Kemoterapi alamayacak kadar hasta olan kişilerde yapılacak en iyi şey belirtiler için destekleyici tedavi sağlamak ve tatminkar bir yaşam kalitesinin devamını sağlama konusunda yardımcı olmak olabilir.

Kemoterapi Tedavisi Günlük Aktivitelerimi Etkileyecek mi? Tedavi Sırasında Çalışabilecek miyim?

Kemoterapi sırasında hastaların çoğu iş de dahil olmak üzere, sevdikleri ve gerekli olan işleri yapmaya devam edebilirler. Tedavinizi işinizi ve diğer aktivitelerinizi en az düzeyde etkilemesi için günün geç saatlerine planlamaya çalışın. Kırmızı kan hücrelerinizin sayısındaki azalmaların sizin kendinizi yorgun hissetmenize yol açabileceğini unutmayın ve bol bol dinlenin.

Tedavi Cinsel Ve Duygusal Yaşamımı Etkileyecek mi?

Kanser hastası olmaktan ve kemoterapi almaktan kaynaklanan fiziksel ve duygusal stres cinsel istekte azalma ya da kaygı, öfke, korku veya depresyon hislerinde artmaya yol açabilir. Kemoterapi genellikle empotans, cinsel istekte azalma veya depresyon gibi cinsel ve duygusal yaşamla ilgili yan etkilerle ilişkili değildir. Bu duygularla başa çıkabilmenizde yardımcı olabilecek, doktorunuz ve sizinle ilgili sağlık personeli, bu konuda profesyonel danışmanlık sağlayan kişiler, aile üyeleriniz ve kanser destek grupları gibi birçok destek kaynağı vardır.

Kemoterapi için hazırlanırken, tedavinizle ilgili kararlar verilirken aktif bir rol oynamanız önemlidir. Varolan tüm seçeneklerle ilgili olarak doktorunuzla konuşun ve düşünülen farklı tedavilerle ilgili sorularınız varsa sorun. Bu sürecin içerisinde yer almak sağlığınızın kendi kontrolünüz altında olduğunu hissetmeniz, çaresizlik ve depresyon duygularının üstesinden gelmeniz konusunda yardımcı olacaktır.

Tedavide Benim Rolüm Nedir?


Sorular sorun. Sorularınızın ve endişelerinizin bir listesini yapın ve bunu randevunuza giderken yanınızda götürün.


Tedaviye başlamadan önce, varolan tüm seçenekleri doktorunuzla konuşun ve düşünülen farklı tedaviler ile ilgili sorularınız varsa sorun. Eğer denemek istediğiniz bir tedavi varsa bunu doktorunuza sormaktan korkmayın. .


Sorularınıza verilen cevapları yazın veya doktora konuşmayı teybe kaydedip kaydedemeyeceğinizi sorun. Bazı hastalar, doktorun söylediklerini hatırlamada yardımcı olmaları ve duygusal destek sağlamaları için aileden birisinin veya bir arkadaşlarının tedavi ziyaretlerinde kendilerine eşlik etmesini isterler.


Eğer tıbbi terimler gözünüzü korkutuyorsa, doktorunuzdan basit bir dille cevap vermesini veya çizerek ya da şekillerle anlatmasını isteyin.


Doktorunuz veya ilgili sağlık personeli size evdeki bakımınızla ilgili talimatlar vermişse, sağlık kurumundan ya da muayenehaneden ayrılmadan önce bunları anlamış olduğunuzdan emin olun, böylece bu talimatları doğru bir biçimde yerine getirebilirsiniz.


Kendinizi eğitin. Hastalığınız ve aldığınız tedaviler ile ilgili olarak ögrenebildiğiniz kadar (ya da istediğiniz kadar) çok şey öğrenin. Başlangıç için doktorunuz veya ilgili sağlık personeli size temel eğitim malzemesini sağlayabilmelidir.


Doktorunuzu bilgilendirin. Hasta ile doktoru arasındaki güven önemlidir. Tedavinizi sizin denetiminiz altına almanın yollarından birisi, durumunuz ve evdeki gelişmeler hakkında doktorunuzu devamlı bilgilendirmektir.


Eğer tedavi sırasında yan etkiler veya başka problemler ortaya çıkarsa, bunları anlatırken olabildiğince tam ve doğru olarak anlatın.


Belirli semptomları veya yan etkileri anlatırken ya da bunlar hakkında öneri isterken sıkılmayın veya gözünüz korkmasın. Hiçbir soru ya da endişe önemsiz ya da saçma değildir.


Semptomlarınız veya yan etkiler hakkında hiçbir şeyi kesinlikle saklamayın. Semptomlarınızda küçük gibi görünen bir değişiklik doktorunuza durumunuz hakkında değerli bilgiler verebilir. Ayrıca ciddi olduğunu düşünerek korktuğunuz birşey küçük ve kolaylıkla halledilecek birşey olabilir.


Devamlı veya anormal herhangi bir yan etki olursa hemen doktorunuzu veya ilgili sağlık personelini arayın.

Kendinize İyi Bakın!

Tedavinizi kendi denetiminiz altına almak, kendi sağlık ve refahınızın savunucusu olmanız anlamına gelmektedir. Uygun beslenme ve diyeti, düzenli egzersizi (eğer doktorunuz izin verirse) ve tedavinize karşı pozitif bir tutumu içeren olabildiğince sağlıklı bir yaşam stilini benimsemek iyileşme yolunda size çok yardımcı olabilir.


İyi beslenme. Tedavi sırasında iyi beslenen hastalar yan etkileri daha iyi tolere edebilir ve enfeksiyonlarla daha etkili mücadele edebilirler. Iyi beslenme, vücudunuzun kansere rağmen uygun biçimde çalışması için gereksinim duyduğu tüm besin öğelerini içeren dengeli bir diyeti benimsemek anlamına gelmektedir.

Bu ayrıca uygun kiloyu korumak, kasları, hayati organları, cildi ve saçı tamir etmek ve yeniden yapmak için yeterli proteinin sağlanmasına yetecek kadar kalorinin tüketilmesi anlamına da gelmektedir. Doktorunuzla veya yetkili bir diyetisyenle sizin için uygun bir beslenme planı oluşturmak üzere görüşün.


Egzersiz ve kanser. Düzenli egzersizin sağlığa birçok yararının olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak geleneksel olarak kanser hastalarına egzersizden kaçınmaları söylenmiştir. Artık durum böyle değildir. Egzersiz aslında kanser hastalarına enerjiyi koruma konusunda yardımcı olabilir, çünkü egzersiz vücudun fiziksel aktiviteye karşı toleransını arttırmaktadır. Eğer egzersiz yapmanıza izin verilmişse, doktorunuz sizin için uygun bir egzersiz planı oluşturmak konusunda yardımcı olabilir.


Tedavinize güvenin. Bazı kanser hastaları, tedavilerine güvenmelerinin ve ona karşı pozitif bir tavır içerisinde olmalarının iyileşmelerine yardımcı olduğunu iddia etmişlerdir. Aslında birçok doktor, eğer hastalar güvendikleri bir tedaviyi seçerlerse iyi olma olasılıklarının daha yüksek olduğunu ileri sürmektedir.

Halen sizin için uygun birçok etkin tedavi seçeneği vardır ve birçok ümit vadeden seçenek araştırılmaktadır.

Tedaviye başlamadan önce hastalığınızın yanıtının ne olacağını bilemezsiniz.

Mücadelenizin henüz bitmediğini unutmayın!

Ne kadar pozitif olursanız hastalığı yenme şansınız o kadar yüksek olacaktır.

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Gece mesaisi kanser yapıyor



Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yayınladığı kanser raporunda, gece çalışan kadınlarda, gündüz çalışanlara oranla daha çok göğüs kanseri vakası görüldüğünü bildirdi.

Kanser riskleriyle ilgili yapılan bir çalışmada, "sirkadyen bozulma" olarak nitelenen doğal hayat dengesindeki değişikliğin kanserojen olabileceği belirtildi.

Raporda, ressam ve itfaiye görevlilerinin de işleri dolayısıyla kanser riski taşıdıkları kaydedildi. Gece çalışmanın kanseri tetiklediğine dair insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda bulunan kanıtların az olduğunu belirten bilim adamları, laboratuvar hayvanlarıyla yapılan deneylerde daha çok bulgu olduğunu açıkladı.

Risk iki katına çıkıyor

Göğüs kanserine yakalanmış hemşire ve hostesler üzerinde yapılan testler sonucu toplanan bulgularla, tümörün büyümesinde sabit ışığın etkili olduğu kanıtlandı.

Çalışmayı gerçekleştiren Vincent Cogliano, çalışan kadınlar üzerinde yapılan testlerin, gece mesaisinin kanser riskini iki katına çıkardığını ortaya koyduğunu söyledi.

Sabit ışık kanseri tetikliyor

Cogliano yaptığı açıklamada, riskin diğer meslek grupları ve kanser türleri üzerinde nasıl değişiklik gösterdiğini bilmediklerini belirterek, "Avrupa ve Kuzey Amerika'da çalışan insanların yüzde 20'si vardiyalı iş yapıyor ve maruz kaldıkları sabit ışık kanseri tetikliyor" dedi.

Gece çalışan kişilerin maruz kaldığı sabit ışık, melatonin hormonu üretimini baskı altına alıyor ve genlerin yanlış çalışmasına neden olarak, tümör oluşumuna yol açıyor.

Patates Cipsi Kanser Yapiyor



Aman dikkat! Çocukların çok sevdiği patates cipsi kanser yapıyor.

Uzun süreli patates cipsi tüketiminin, kanserojen 'akrilamid' maddesinin kanda birikmesine neden olduğu bildirildi.

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, doğal beslenmenin, sağlığı korumanın en kolay ve ucuz yolu olduğunu söyledi.

Doğal beslenme konusunda kendilerini destekleyen son bir çalışmanın İsveç ve Polonyalı araştırmacılar tarafından yapıldığını ve 'American Journal of Clinical Nutrution' isimli çok saygın bir derginin 2009 Ocak sayısında yayınlandığını belirten Prof. Dr. Yılmaz, bu araştırmanın, patates cipsi gibi çok yaygın olarak tüketilen yiyeceklerin nasıl sağlığa zarar verdiğini gösterdiklerini ifade etti.

Araştırmacıların yetişkin 40 sağlıklı insana 4 hafta boyunca 160 gram patates cipsi yedirdiğini, bu miktar cipsin içinde 157 miligram akrilamid maddesi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yılmaz, şöyle dedi:

''Akrilamid sık tüketilen birçok yiyecekte bulunan bir molekül olup en fazla kızarmış patates ve mısır gevreğinde bulunur. Dört hafta sonrasında araştırmaya katılanların kanlarında akrilamid birikimi olmuş, ayrıca iltihaplanmaya yol açan hs-CRP ,IL-6 ve oksijen radikallleri artmıştır. Ayrıca kanda iltihabi reaksiyonlara cevap olarak beyaz kan hücrelerinin aktivasyonu da artmıştır.''

Prof. Dr. Yılmaz, akrilamidin; yüksek ısıda besinlerde çıkan vücuda zararlı kimyasal bir madde olduğunu, yüksek ısıda protein ile şekerin kimyasal reaksiyona girip 'akrilamid'i doğurduğunu vurgulayarak, ''Bu madde plastik sanayiinde kullanılıyor. Sigarada kansere yol açtığı sanılan maddeler, arasında akrilamid de bulunuyor'' diye konuştu.

İltihabi reaksiyonların kalp krizi, kanser gibi birçok hastalığın sebeplerinin başında geldiğini, çocukların daha küçük yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme konusunda bilgilendirip onlara örnek olunması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Patates cipsi, kalp rahatsızlıkları, obezite ve kanser riskini artırıyor. Çocukların geleceğini karartıyor. Dünya Sağlık Örgütü ile Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu'na göre, bir yetişkinin günde en fazla 6 gram tuz alması, 65 gram yağ tüketmesi gerekiyor. Yani günde 2 paket cips yiyen bir çocuk, bu oranları fazlasıyla aşıyor.

Tüm çocukların bayıldığı patates cipsi, aslında bu minik vücutlar için zehirden farksız. Dünya Sağlık Örgütü ile Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu'nun (FDA) verileri, günde 2 paket cips yiyen bir çocuğun, bir yetişkinin bile almaması gereken oranda yağ ve tuz tükettiğini gösteriyor. Bu iki kurumun uzmanlarına göre, günde ortalama 2000 bin kalori alan bir yetişkinin en fazla 65 gram yağ tüketmesi gerekiyor. Üstelik bu toplam yağ miktarının içinde, kalbe zararlı olan doymuş yağ oranının 20 gramı aşmaması gerekiyor. Sigara kadar tehlikeli olan trans yağların ise hiç tüketilmemesi gerekiyor.''

Türkiye'de satılan patates cipslerinin üzerinde hangi oranda doymuş ve trans yağ kullanıldığı bilgisinin yer almadığını kaydeden Prof. Dr. yılmaz, şunları söyledi:

''Ancak İngiliz Kalp Vakfı'nın (BHF) verilerine göre, 100 gramlık patates cipsindeki doymuş yağ oranı 10, trans yağ oranı ise 3 grama kadar çıkabiliyor. Tuz oranı da 3 grama kadar yükseliyor. Bir başka deyişle günde 100 gramlık iki paket cips yiyen bir çocuk, aslında bir yetişkin alması gereken yağ ve tuz oranını tüketmiş oluyor.

ABD'deki California Üniversitesinin araştırmasına göre de, doymuş yağ tüketimi günlük 20 gramı aştığında obezite riski yüzde 80 ve kalp rahatsızlıklarına yakalanma riski yüzde 60 yükseliyor. Trans yağ ise damarlarda tıkanmaya yol açarak kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskini 2 kat artırıyor. Patates cipsinin yağda kızartılması sırasında ortaya çıkan kanserojen ''akrilamid'' adlı maddenin kanda birikmesine neden olduğu artık biliniyor.''

Prof. Dr. Yılmaz, aşırı patates cipsi tüketiminin dengesiz bir beslenme şekli olduğunu, çocukların kalsiyum ve proteine, vitamin minerallere ihtiyacı olduğunu belirterek, ''Her gün köfte, tavuk veya balık, süt veya ayran meyve ve sebze tüketilmeli. Çocuğa yasak koymak yerine yediklerini dengeli hale getirmeyi öğretmek önemli'' dedi.

LÖSEMİ

Kan yapan organlardaki bozukluktan ileri gelen bir hastalık. BunaKan kanseri adı da verilmektedir. Kan yapan organlardan olan kemik iliği, dalak,karaciğer, lenfa boğumlarında, kan yapma işi bozukluğa uğrayınca vücuttakialyuvarların sayısında azalma baş gösterir. Kan dokusu vücuttaki dengesini kaybeder vücudun beslenmesinde, dışardan çeşitli hastalık etmenlerine karşı savunmanın yapılmasında aksaklıklar baş gösterir. Bunun sonucu olarak hasta günden güne kansızlaşır, kuvvetten düşer, yüzü sararır, ağızda, boğazda yaralar, diş etlerinde ve başka organlarda kanamalar görülür.

Çok tehlikeli bir hastalık olan ve bugün için kesin tedavisi bulunmayan bir hastalık olan löseminin neden ve nasıl ileri geldiği, kesin olarak bilinmemektedir. Bazı mikropların bu hastalığa yol açtığı ileri sürülmüştür.

Bu sebeple,lösemi olduğu tespit edilmiş olan hastaların, devamlı bir hekim kontrolü altında bulunması gereklidir.

Utanmayın, bağırsak kanserinden korunun

Kalın bağırsak kanserinin hastalık gelişmeden önlenebilen bir kanser türü olmasına rağmen, hastaların çoğunun makattan yapılan testi “namus meselesi” olarak gördükleri için hekime ileri evrede başvurdukları belirtildi.

Özel bir hastanenin Kalın Bağırsak Hastalıkları Tanı ve Tedavi Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Ayhan Kuzu, gelişmiş ülkelerde her yıl Mart ayında kalın bağırsak kanseriyle ilgili bilinçlendirme çalışmaları yürütüldüğünü söyledi. Türkiye’de de bu kanser türüyle ilgili halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Kuzu, sorumlusu bulunduğu merkezde bu yönde çalışma yürüttüklerini söyledi.

İnsan vücudunda görülen diğer kanserlerden farklı olarak kalın bağırsak kanserinde erken tanıyla tam şifa elde edilmesinin mümkün olduğunu kaydeden Kuzu, “Daha da önlemlisi, kalın bağırsak kanseri önlenebilen bir hastalıktır” dedi. Kalın bağırsak kanserinin ülkede hem kadın hem de erkekte sık görülen bir kanser türü olduğunu anlatan Kuzu, hastalığın kadında meme, erkekte ise akciğer kanserinden sonra görülme sıklığı en yüksek kanser türü olduğuna işaret etti. Kuzu, kalın bağırsaktaki “polip” denilen oluşumların kanserli yapıya dönüşmemesi için bunların temizlenmesinin çok önemli olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
“Tüm vücudu kaplayan deri gibi kalın bağırsağın da içini örten bir tabaka vardır. Bu tabakayı oluşturan hücrelerin çoğalması sonucu gelişen ve bağırsak kanalı içine doğru büyüyen kabartı ve şişliklere polip denir. Bu polipler zaman içinde büyürler ve bazılarında kanserleşme ortaya çıkar. Bu değişim 8-10 yılı bulur. Her polip kanserleşmez ama hangi polibin kanserleşeceğini bağırsaktan çıkarmadan anlamak mümkün değildir. Bu nedenle poliplerin kalın bağırsaktan çıkarılarak incelenmeleri gerekir. Kalın bağırsak kanserlerinin yüzde 90’ından fazlası polip zemininde geliştiği için bunların ihmal edilmemesi gerekir.”

50 yaşın üzerindekilerle ailesinde bağırsak kanseri veya polibi bulunanların yanı sıra, ülseratif kolit, crohn hastalığı, meme, yumurtalık ve rahim kanseri olanların yüksek risk grubuna girdiğini belirten Kuzu, “Kalın bağırsak kanserinin gelişmesi, ancak risk grubundakilerin taranmasıyla önlenebilir” diye konuştu.

TARAMA TESTLERİ ŞİKAYET YOKKEN YAPILMALI
Çoğu kalın bağırsak polibinin belirti vermediğini, bunların kalın bağırsağın radyolojik veya endoskopik incelenmesi sırasında tesadüfen bulunduğunu bildiren Kuzu, şunları söyledi:
“Tarama testleri hiç bir şikayet yokken, her şey normalken yapılmalıdır. Kalın bağırsak polip ve kanserleri, çoğu kez iyice büyüyene kadar belirti vermez. Tarama yöntemi, belirtisi olmayan bir hastada kalın bağırsak kanserine dönüşebilecek bir hastalığı ortaya koymak için yapılan bir veya daha fazla testi içerir. Tarama yöntemlerinin öncelikli amacı, kanser gelişmeden önce poliplerin tespiti ve çıkarılmasıdır. Böylece kanser gelişimi önlenmiş olur.”

Tarama testlerinin dışkıda gizli kan testi, sigmoidoskopi/kolonoskopi, bağırsak filmi ve sanal kolonoskopiyi kapsadığını ifade eden Kuzu, “Ülkemizde makattan yapılan tarama testi namus meselesi olarak görülüyor. Bu nedenle hastaların yüzde 95’i bundan kaçındıkları için ileri evrede hekime başvuruyor. Test yaptırmaktan utanmayın, kalın bağırsak kanserinden korunun” diye konuştu.

ERKEN TANIYLA TEDAVİ EDİLEBİLİR
Kalın bağırsak kanserinin erken tanıyla tam olarak tedavi edilebildiğini vurgulayan Kuzu, “Erken evrede yakalanan kalın bağırsak kanserinin tedavisinde sadece cerrahi müdahale yeterliyken, ileri evredeki kalın bağırsak kanserinin tedavisinde cerrahi müdahaleye ek olarak ilaç tedavisi (kemoterapi) ve ışın tedavisi (radyoterapi) gerekebilir” dedi.

Kansere Karsi Mucizevi Yontem



Kansere karşı yüksek dozda C vitamini ile çözüm aranıyor..

ABD’deki araştırmalara göre C vitamini, kanserli hücrelerin ürettiği kimyasallarla reaksiyona girerek hastalığın ilerlemesini engelleyip tümörleri küçültüyor

ABD’li bilim adamları, yüksek dozda C vitamininin kanserin ilerlemesini durdurabileceğini açıkladı. Bilim adamları, C vitaminin kanserli hücrelerin ürettiği kimyasallarla reaksiyona girerek asit oluşturduğunu söyledi. “Askorbat” da denilen C vitaminin ürettiği bu asit nedeniyle kanser hücrelerinin ölebileceği de kaydedildi.

Maryland’deki Ulusal Sağlık Enstitüsü’nde yapılan deneylerde yüksek dozda C vitamini verilen laboratuvar farelerinde beyin, yumurtalık ve pankreas tümörlerinin yarı yarıya küçüldüğü gözlemlendi. Bilim adamları, fareler üzerindeki bu başarılı deney üzerine söz konusu tedavi yönteminin insanlarda da uygulanabileceğini belirttiler.

Hapla olmaz!
Bilim adamları, C vitamini dozajını vücudun toplam ağırlığına göre kilo başına 4 gram olarak belirledi. Bu miktarın vitamin hapları ile elde edilemeyeceği, çünkü sindirim sisteminin belirli bir miktarın üzerinde C vitaminini emmediği bildirildi. Bu nedenle laboratuvar hayvanlarına yüksek dozda C vitamini karın bölgelerine yapılan enjeksiyonla verildi. C vitamini verilen farelerde kanser küçülürken öteki hayvanlarda kanserler hızla yayıldı.

Dikkat! Bu Yaglar Kanser Yapiyor



Defalarca kullanılan kızartma yağı kansere davetiye çıkarıyor..

Erciyes Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmed Kayacıer, Ege Üniversitesi (EÜ) İzmir Atatürk Sağlık Yüksekokulu tarafından düzenlenen Uluslararası Gıda, Beslenme ve Kanser Sempozyumu'na katıldı.

Kızartmanın gıda endüstrisinde yaygın olarak kullanılan bir işleme tekniği olduğunu belirten Doç. Kayacıer, "Genel olarak kızartma işlemi, ürünün derin bir yağ içine daldırılması ve pişirilmesinden ibarettir. Bu süreçte temel amaç, hızlı pişirmenin yanında ürüne farklı bir lezzet kazandırmaktır. Kızartma esnasında ürünle yağ arasında ısı ve kütle transferleriyle bir dizi reaksiyon oluşumu sonucu, yağda çeşitli fiziki ve kimyevi değişimler meydana gelmektedir" dedi.

Kızartmalık yağlarda sıcaklığın etkisiyle trans yağ asidi oluştuğunu anlatan Ahmed Kayacıer, "Bu yağ asitleri, kötü kolestrolü arttırarak kalp damar hastalığı riskini yükseltmektedir. Bazı çalışmalar, yağın kızarması sırasında ortaya çıkan oksidasyon ürünlerinin kanserojen etkili olduğunu ortaya koymaktadır" şeklinde konuştu.

Çamaşır sulu temizlik ürünleri kanser yapıyor...



Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Mustafa Odabaşı'nın yaptığı bir araştırma sonucu çamaşır suyu içeren temizlik ürünlerinin kanser yaptığı belirlendi. İlk kez bu araştırmayla ortaya çıkan sonuç “Environmental Science & Technology” isimli uluslararası bilimsel dergide de yayınlandı.

Doç. Dr. Odabaşı araştırmayla ilgili şunları söyledi: “Yapılan ön değerlendirmeler, çamaşır suyu içeren temizlik ürünlerinin kullanımıyla açığa çıkan karbon tetraklorür ve kloroform gibi maddeler kanser riskini önemli ölçüde arttırabileceğini göstermektedir. Bu tür temizlik maddelerini kullananlar (temizlik işinde çalışanlar ve ev kadınları) diğer insanlara göre çok daha fazla risk altında, ancak oluşan sağlık risklerinin daha detaylı olarak araştırılması gerekiyor."

Odabaşı araştırma sonuçlarını şöyle değerlendirdi: “Piyasadaki çamaşır suyu içeren temizlik ürünlerinin sayısı gün geçtikçe artıyor. Katkısız, parfümlü, deterjan katkılı koyu kıvamlı sıvı, jel, ovma tozu, sprey gibi bir çok ürün Türkiye’de ve dünyada yaygın olarak kullanılıyor. Geçtiğimiz yıl yapılan bir araştırma, bu ürünlerin ülkemizdeki her 100 evden 85’inde kullanıldığını, hane başına yıllık tüketimin ise 3 kilograma ulaştığını gösteriyor. Çamaşır suyu içeren temizlik ürünlerinin kullanımında dikkatli olunması gerekiyor. Ürün ambalajlarındaki uyarılarda bu maddelerin başka maddelerle karıştırılmasının tehlikeli gazların çıkışına neden olabileceği yazılı. Gerçekten de çamaşır suyu içeren ürünlerin amonyaklı veya asidik (tuz ruhu, kireç çözücü gibi) temizlik maddeleriyle karıştırılmasının zehirli gazların (klor gazı ve klor aminlerin) açığa çıkmasına neden olduğu biliniyordu.”

YENİ KEŞFEDİLEN TEHLİKELİ MADDELER

Ancak Odabaşı’nın “Environmental Science & Technology” isimli uluslararası bilimsel dergide yayınlanan bir araştırma sonuçları çamaşır suyu içeren ürünlerin başka zararlarının da olduğunu ortaya çıkardı. Araştırma,çamaşır suyu ve deterjan, parfüm gibi maddelerin kimyasal reaksiyonları sonucu klorlu organik bileşiklerin oluştuğunu ilk kez gösterdi. Odabaşı bu organik bileşiklerin tehlikesine dikkat çekiyor. Bir çoğu kanserojen olan, söz konusu organik bileşikler çamaşır suyu içeren ürünlerin kullanımı sonucu havaya karışıyor. Uçucu organik maddelerin iç ortam havasındaki konsantrasyonlarının hipoklorit içeren temizlik ürünlerinin kullanımı sırasında önemli ölçüde arttığını (kloroform için 8-52 kat, karbon tetraklorür için ise 1-1170 kat) belirten Doç.Dr. Odabaşı, artışın “sadece çamaşır suyu içeren” ürünlerin kullanılması sırasında nispeten düşük, “deterjan ve parfüm katkılı, koyu kıvamlı veya jel” ürünler için ise çok daha yüksek olduğunu söyledi.



SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ

Doç. Dr. Odabaşı, “Yapılan ön değerlendirmeler, açığa çıkan karbon tetraklorür ve kloroform gibi maddelerin solunmasının kanser riskini önemli ölçüde arttırabileceğini göstermektedir. Bu tür temizlik maddelerini kullananlar (temizlik işinde çalışanlar ve ev kadınları) diğer insanlara göre çok daha fazla risk altında, ancak oluşan sağlık risklerinin daha detaylı olarak araştırılması gerekiyor. Çamaşır suyu kullanımının zararlı çevresel etkileri bununla da kalmıyor, açığa çıkan maddeler ozon tabakasına zarar veriyor ve küresel ısınmayı da arttırıyor” dedi.



NELERE DİKKAT ETMELİ?



Doç.Dr. Odabaşı’ya göre çamaşır suyu içeren ürünlerin kullanımı sırasında:



● Tehlikeli sonuçlar yaratacağı için, bazı üretici firmaların “ürünü klozete çepeçevre dökün ve gece boyunca bekletin” tarzındaki kullanım önerilerine kesinlikle uyulmaması,

● Ürün seçiminde “parfümlü, deterjanlı, ekstra güçlü” ürünlerin katkısız çamaşır suyuna göre çok daha fazla zararlı madde içerdiğinin göz önünde bulundurulması,

● Bu ürünlerin yerler gibi geniş yüzeylerin temizliğinde kullanımından kaçınılması,

● Temizliği yapılan yüzeylerin mutlaka bol su ile durulanması,

● Temizliği yapılan mekanların havalandırılması ve buralarda mümkün olduğunca kısa süre kalınması,

● Solunuma ilaveten tehlikeli maddelerin deri yoluyla da vücuda girmesine ve sağlık risklerinin artmasına neden olduğu için bu ürünlerin el ile temasından kaçınılması,

gerekiyor.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Bu konudaki deneysel çalışmalarını kapsamını genişleterek sürdüreceğini belirten Doç.Dr. Odabaşı, “Artık çamaşır suyu katkılı temizlik maddelerinin bir çok tehlikeli klorlu organik madde içerdiği biliniyor. Bu temizlik maddelerini üreten firmalar ile ürünlerin ithalat ve üretim izinlerini veren Sağlık Bakanlığı’nın bundan sonra ne yapacağı önemli. Her iki tarafın da konuyu inceleyerek bir tavır belirlemesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

İşte hayatımızı kurtaracak 7 besin!



Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü 2008'e sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi gibi ciddi sorunlara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı

Kalbi koruyor
* BADEM:
Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

Diyabeti önlüyor
* KAHVE:
Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

Sinirleri rahatlatıyor
* TARÇIN:
Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

Patatesi haşlayın
* PATATES:
Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17'nci sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdekten sonra yemeyi tercih edin.

Kaslar için faydalı
* SEBZE ÇORBASI:
Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellike sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

Kansere karşı birebir
* ZEYTİNYAĞI:
Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren '8oxodG'adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanısıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor. 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

Kanseri engelliyor
* ÇAY:
Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

Artık Kanser Teşhisi Hücre Safasında Yapılacak

İngiltere'de bir Türk bilimadamının başında olduğu ekip, kanda yayılan kanser hücresi olup olmadığını belirleyecek bir test geliştirdi. Testle, kanser hücresinin sinyali belirlenerek, kansere yol açan genin susturulması hedefleniyor.









İngiltere'deki London Imperial College'de öğretim üyesi olan Prof. Dr. Mustafa Camgöz, ekibiyle birlikte kanser oluşumunu hücre düzeyinde belirleyecek bir test geliştirdi. Testin klinik safhasına geçtiğini söyleyen Camgöz, ”Dolaşan tümör hücreleri testi, artık laboratuvardan kliniğe girme safhasında. Yüzde 100 güvenle diyebilirim ki, 5 yıl içinde rutinleşir” dedi.

Kanser hücreleri normal hücreden farklı olarak kanda çok hızlı hareket ediyor ve hızla vücuda yayılarak hastanın ölümüne neden oluyor.
Geliştirilen test, kanser hücresini ürettiği sinyalden yakalıyor. Test şimdilik meme, akciğer ve prostat kanserinin erken tanısı için deneniyor.

Sinyal İpucu Veriyor
Sinyalin kendilerine yardımcı olduğunu belirten Prof. Camgöz, şunları söyledi: “Dolaşan tümör hücrelerini bulunarak bu kanser yola çıkmış mı; kanser türüne göre ameliyat mı ilaç mı, yoksa radyasyon mu olur gerekeni yapalım. Sinyalden geri dönüp proteine, proteinden gene dönüp protein ve geni susturma yolundayız. Sinyal bize ip ucu veriyor, hiperaktiviyeti önleyip kanserin yayılmasını önlüyoruz.”

Sihirli Mermi
3. Ulusal Moleküler Tıp Kongresi'ne katılmak için İstanbul'a gelen Mustafa Camgöz 'ün ikinci çalışması ise sihirli mermi adını taşıyor.

Camgöz, “Sihirli mermi yolunu bilerek tümörü tanıyan bir mermi. Kan yoluyla vücuda verip tümör üzerine gönderip antikorun tümörü söndürmesini bekliyoruz. Antikora, zarar verici bir molekül bağlayıp tümöre gönderiyoruz bomba gibi tümörü patlatıyor” dedi.

Bağırsak Kanserini Brokoli Çayıyla Yendi !

Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesi Yukarı Nasırlı köyünde yaşayan Mehmet Aydın, bağırsak kanseri hastalığını brokoli çayı ile yendiğini iddia etti.
Aydın, yıllardan beri bitki çaylarını sürekli denediğini belirterek brokoli çayının hastalığına çok iyi geldiğini söyledi. 15 yıldır bağırsak kanseri rahatsızlığından dolayı birçok hastaneye başvurduğunu belirten Mehmet Aydın, şöyle konuştu: "çözüm bulunamadığı için kendi ilacımı kendim bulmaya karar verdim.



Sürekli bitki çaylarını deneyerek yöntem bulmaya çalıştım. Brokoli bitki çayını kullandıktan sonra şu an kendimi çok iyi hissediyorum."



Aydın, brokoli çayının bağırsak kanseri üzerindeki etkisinin uzmanlar tarafından araştırılmasını istedi.


Kaynak:
İHA

14 Mayıs 2010 Cuma

Kanser Tedavisinde Büyük Adım Atıldı

Dünyada ilk kez, insanda görülen iki kanserin tüm genetik şifrelerinin yer aldığı haritaları çıkarıldı. Genetik haritalar, son 10 yılda kanser araştırmalarında çok önemli mihenk taşı olarak nitelendirildi.
İngiliz Times gazetesinin internet sitesinde yer alan araştırma haberinde, iki hastanın tümörlerinde bulunan her bir DNA mutasyonunu kataloglayan ayrıntılı genetik haritalar, son 10 yılda kanser araştırmalarında çok önemli mihenk taşı olarak nitelendirildi.
Haberde, Cambridge yakınlarında Wellcome Trust Sanger Enstitüsünde Karsen Genom Projesinde görevli profesör Mike Stratton'un liderliğinde yapılan araştırma sonucunda elde edilen genetik haritalar sayesinde her bir tümörün, şahsına münhasır bir biçimde tedavi edilebileceği kaydedildi.
Profesör Mike Stratton, bulguların, kansere bakış açısını değiştireceğini belirtirken, bilim adamları, 2020 yılına kadar tüm kanser hastalarının tümörlerinin, bunlara neden olan genetik bozuklukları bulmak için analiz edilebileceğini ve analizlerden elde edilen bilgiyle, en çok işe yarayacak tedavilerin seçilebileceğini öngörüyorlar.
Elde edilecek bilgilerin, kansere neden olan DNA hatalarını hedefleyecek güçlü ilaçların geliştirilmesine yol göstereceği ve hastalığın önlenebilmesinin yollarına ışık tutacağı belirtildi.
Nature dergisinde yayımlanan yeni haritaların birinin, küçük hücreli akciğer kanseri hastasına, diğerinin de en öldürücü cilt kanseri türü olan melanom hastasına ait olduğu kaydedildi.
Kanser hastalığının genlerle ilgili olduğu biliniyor. Sigara, radyasyon ve alkol tüketimi gibi çevresel faktörler de hücrelerin kontrol dışı büyümesine neden olan DNA hasarına yol açıyor.

Kaynak:
Haber7.Com


AA