stres etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
stres etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2010 Pazar

Stres kilo aldırır mı?



"Bazı çalışmalar, stresli dönemlerde vücudun yağ depolamasında artış olduğunu göstermektedir" denildi.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, stresin kilo alma nedenleri arasında olduğuna dikkat çekerek, " Bazı çalışmalar, stresli dönemlerde vücudun yağ depolamasında artış olduğunu göstermektedir" dedi.

Zayıflama konusunda bilgiler veren Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, kişinin kendine güven duyması, zayıflamayı başarabileceğine kendine inandırması, sabırlı ve kararlı olmasının ön şart olduğunu söyledi. Az yemek çok yakmanın enerji açığı oluşturduğunu belirten Elmacıoğlu, enerji açığının da daha az beslenmek, daha fazla hareket etmek ve spor yaparak kalorileri yakmakla gerçekleşebileceğini kaydetti.

Beslenmede günlük yağ tüketiminin azaltılmasının herkes tarafından benimsendiğini, toplam kalori alımı azaltılması veya egzersizin arttırılmasıyla sağlanacak 250-500 kalorilik fazladan harcamayla haftada yarım kilo verilebileceğine dikkat çeken Elmacıoğlu, insanın kendine hedef koyması gerektiğini ve bu hedef içerisinde uzman gözetiminde kilolarını programlı bir şekilde verebileceğini ifade etti.

Kilo alma ve vermede psikolojik nedenlerin de olduğunu vurgulayan Elmacıoğlu, "Stresle baş etmek çok önemli. Bazı çalışmalar, stresli dönemlerde vücudun yağ depolamasında artış olduğunu göstermektedir. Stresle baş etmeyi öğrenmeye çalışmak ve organizmayı korumak gereklidir. Bunun için hafif fizik aktivite, düzenli kan şekeri seviyesi, fazla kilolardan kurtulmak, düzenli öğün, yeterli uyku stresle mücadelenin olmazsa olmazıdır" diye konuştu.

3 saat arayla öğün atlamadan günde 5-6 öğüne denk gıda tüketiminin yapılmasının önemli olduğunu vurgulayan Elmacıoğlu, az ancak sık yemek yemenin sağlıklı beslenmenin ön şartı olduğunu, egzersizin ise olmazsa olmazlarda yer aldığını kaydetti.

Evdeki stres, çocuğu hasta ediyor



Stresli ebeveynlerin çocukları daha çok hasta oluyor...

İngiltere’de yürütülen bir araştırma, stresli anne babaların çocuklarının hastalıklara daha yatkın olduğunu gösterdi.

Sürekli diken üzerinde yaşamak zorunda kalan çocukların bağışıklık sistemleri zayıflıyor bu da onları enfeksiyonlara açık hale getiriyor.

Uzmanlar, bu çocukların diğerlerinden kat ve kat daha fazla hasta olduğunu vurguluyor.

Diyabetlilere stres yöntemi



İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesinden emekli oluncaya kadar 23 yıl boyunca diyabet diyetisyeni olarak çalışan Doç. Dr. Emel Özer, diyabetlilerin, beslenme tedavisi uygulamadığı sürece kan şekerini düzenli tutup, sağlıklı bir diyabetli olarak yaşamasının mümkün olmadığını bildirdi.

Halen KKTC Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüten Doç. Dr. Özer, karbonhidratların kan şekeri düzeyini etkileyen en önemli besin maddesi olduğunu vurguladı.

Kan şekerinin sürekli yüksek olmasının diyabette komplikasyon denilen birtakım yan hastalıklara neden olduğunu anlatan Özer, “O nedenle diyabet tedavisinde amaç komplikasyonları önlemek, kan şekerini düzenli tutmaktır” dedi.

Bunu sağlamak için gerekli sacayaklarını “beslenme, ilaç ve insülin şeklindeki medikal tedavi, egzersiz, hareketli bir yaşam ve tüm bunlarla birlikte diyabet bilgisi ve eğitimi”nin oluşturduğunu belirten Özer, şöyle konuştu:

“Beslenme de eğitimin bir parçası. Beslenmede eğer yediklerinize, özellikle yediğiniz karbonhidratlara dikkat etmezseniz kan şekeri kontrolünü sağlama şansınız yok. Beslenme o sacayağında çok önemli. Kişi isteği kadar en iyi ve uygun olan ilacı veya insülini kullansın, beslenme tedavisini uygulamadığı sürece, o ilaçla veya yaptığı insülinle kan şekerini düzenli tutup, sağlıklı bir diyabetli olarak yaşaması mümkün değil.”

Diyabette, karbonhidrat sayımının 1994 yılından sonra üzerinde önemle durulduğunu belirten Özer, o yıllarda yayınlanan Diyabet Kontrol ve Komplikasyonları Çalışması bulgularının da diyabette hem ekip tedavisi, hem de karbonhidrat sayımının önemini gösterdiğini ifade etti.
Yine bu yılın başında ABD Diyabet Birliği'nin yayınladığı öneriler dizisinde, kanıta dayalı beslenme tedavisi önerisi yapıldığını ifade eden Özer, “Orada diyor ki, diyabetli birey yediklerini karbonhidrat sayımına göre yapmalı, yediklerinin içindeki karbonhidrat miktarını hesaplamasını ve kaç gram karbonhidrat aldığını bilmeli. Eğer insülin kullanıyorsa dozunu buna göre yapmalı” dedi.

Türkiye'de diyabetle ilgili çok fazla kitap bulunmaması nedeniyle hasta ve hasta adaylarına yönelik olarak karbonhidrat sayımının anlatıldığı ve bir ilk niteliğinde olan “Diyabetliler İçin Hayatı Kolaylaştırma Kılavuzu” adlı kitap hazırladığını kaydeden Özer, kitabın içinde bine yakın besin, içecek ve Türk mutfağından çeşitli yemeklerin sağladığı enerji, karbonhidrat, lif ve yağ miktarlarının yer aldığını söyledi.

“Bir diyabetlinin öncelikle karbonhidrata dikkat etmesi gerektiğini bilmesi gerekiyor. Su gibi ayran içiyor, ayranda karbonhidrat olduğunu bilmiyor” diyen Özer, genelde diyabetlilere daha önceden hazırlanmış bir diyet listesi verildiğini ifade etti.

Hastaların beslenme alışkanlıklarını gazetede yer alan ya da koçandan kopartılarak verilen bir diyet listesiyle kazanamayacağına işaret eden Özer, “Sağlıklı beslenme hepimiz için çok önemli. Ancak diyabetlilerin kan şekerini kontrol altına alarak sağlıklı beslenmeleri gerekiyor. Onun için diyabetlilere diyoruz ki, 'Amacımız sağlıklı beslenme ama buradaki öncelikli konumuz karbonhidratları size öğretmek. Yağ, protein, vitamin, öğün zamanı da çok önemli. Ancak bu önemde öncelik karbonhidratların'. Karbonhidrat sayımı, diyabetli bireyi diyet yapma zorunluğundan ve stresinden uzaklaştıran, yaşam kalitesini artıran bir öğün planlama yöntemidir” diye konuştu.

Her diyabetlinin enerji ihtiyacının farklı olduğunu, ancak gün içinde alması gereken karbonhidrat miktarının hiçbir zaman 200 gramın altına düşmemesi gerektiğini vurgulayan Emel Özer, “Üst sınır ise kişiye göre değişir. Onun için en fazla alması gereken miktarları mutlaka çalıştığı diyetisyenle saptaması lazım” dedi.

Kitapta, açma, poğaça, pilav, irmik, çeşitli çorbalar, çikolata, dondurma gibi pek çok yiyeceğin kase, bardak ve adet ölçüsü bakımından karbonhidrat miktarı ile düşük karbonhidratlı yemek tarifleri de yer alıyor.

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Stresle Basa Cikma Yontemleri



Psikolog Göksu Göktaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kişinin ruh haliyle ilgili olan stresin, kontrol edilmediğinde birçok biyolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirdiğini bildirdi.

Göktaş, yaşamın neredeyse her anının stresle karşı karşıya geçtiğini belirterek, ''sabah asansör bozuksa, trafik kötüyse, iş yerinde herkes gerginse, borçlar birikiyorsa, çocukların istekleri bitmek bilmiyorsa... Bu listeyi sonsuza kadar uzatabilirsiniz, ama bu, strese mahkum yaşayacağımız anlamına gelmez'' dedi.

Birçok kişinin strese mahkum olmamak için her konuda olumlu şeyler düşünmeye çalıştığını, ancak olumlu düşünerek stresi yok etmenin mümkün olmadığını belirten Göktaş, şunları söyledi:

''Olumlu düşünme, boşa gösterilen bir çaba olarak kalacaktır, ama kontrol altına alabiliriz. Stresle baş etme yöntemleri herkes tarafından uygulanması zor ve 'nerede bende o şans' dedirtecek kadar imkansız görünüyor, oysa, o kadar zor değil.''

Göktaş, maça giden erkeklerin evlerine döndüklerinde her zamankinden daha rahat göründüklerinin aile fertleri tarafından fark edilebildiğine dikkati çekerek, ''Bunun nedeni maç sırasında bağırıp, bir süreliğine de olsa sorunlardan uzaklaşmadır. Bu nedenle, çevrenizde kimsenin olmadığına emin olduğunuzda kendi kendinize konuşun, bağırın, şarkı söyleyin. Kendi kendine konuşmak hakkındaki olumsuz yargıları da bir tarafa bırakın. Sizin ruh sağlığınız başkalarının ne düşüneceğinden daha önemlidir'' dedi.

Parkta oturmayı da stres atma yöntemi olarak gösteren Göktaş, ''bir parkta oturup kuşları, çocukları, bekçileri, köpekleri izlemenin, sadece 15 dakika beyni bu doğal akışa bırakmanın gergin vücudun ve dolu zihnin rahatlamasını sağlayacağını'' ifade etti.

-BİRKAÇ DAKİKADA RAHATLAMA TEKNİĞİ-

Göktaş, evde strese girildiğinde komik bir şarkı söylemenin, hatta komik hareketler yapmanın, zorla da olsa gülmek ve çocuk ruhunu yakalamanın birkaç dakika içinde kişiyi rahatlatacağını bildirerek, şöyle devam etti:

''Zaman zaman fiziksel bir yük hissederiz. İçinizden bir şeyler devirmek, fırlatmak gelir. Bu gerçekten o anki bir ihtiyaçsa birkaç yastık yumruklayabilir, yerinizde hızlı koşma hareketi yapabilir, havaya tekmeler savurabilirsiniz. Bunları yalnız bir ortamda yapmak daha doğal olmanızı ve rahatlamanızı sağlar.''

Göktaş, stresi kontrol altına almada sporun gücüne de dikkati çekerek, ''araştırmalar sürekli yapılan sporun stresi kontrol altına almadaki etkisini kanıtladı. Örneğin yürüyüş, yüzme, koşu ve tenis. Kendinizi yorgun hissetseniz bile spor yapmanız, akşam eve huzur içinde dönmenizi sağlayacaktır'' dedi.

Psikolog Göktaş, bu önerilerin bazı kişilere komik gelebileceğini belirterek, ''komik olduğunu düşünmeyin, mutlak uygulayın. Stresi kontrol altına aldığınızda komik bulduğunuz bu önlemleri yaşam tarzınız haline getireceğinizden emin olun'' diye konuştu.

Stres düşman ordusu gibi



Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, ''Strese karşı canlının durumu, düşmanla karşılaşan ordu gibidir. Savaşı kazanamaz ya da kaçamazsa bu hastalık demektir'' dedi.

Prof. Dr. Çelikkol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, stresle baş edebilmenin önemine dikkat çekti. Stres karşısında canlının durumunun, düşmanla karşılaşan orduya benzediğini anlatan Prof. Dr. Çelikkol şöyle konuştu:

''Strese karşı canlının ilk tepkisi savaşmak veya kaçmaktır. Bir ordu düşmanla karşılaşırsa savaşır, eğer gücüne güvenemezse geri çekilir veya kaçar. Stres karşısında canlının durumu da böyledir. Stresten kaçabilirse kaçar. Kaçamazsa savaşır, yener veya yenilir. Yenilmesi hastalık demektir.'' Stresin, yöntemini bilmek koşuluyla korunabilecek bir düşman olduğunu anlatan Prof. Dr. Çelikkol, '' Stres psikosomatik bozukluk dediğimiz hastalıkların meydana gelmesine ya da belirtilerinin artmasına yol açar. Hipertansiyon, mide ülseri, cilt bozuklukları gibi hastalıklar, bedensel olmakla birlikte, oluşumunda ruhsal nedenlerin, stresin etkili olduğu bilinmektedir'' diye konuştu.

STRESLE BAŞ EDEBİLME

Prof. Dr. Çelikkol, stres konusunda herkesin başvurabileceği, birden fazla koruyucu ve tedavi edici tekniklerin olduğunu belirterek, şu tavsiyelerde bulundu: ''Hayata karşı olumlu bir tutum benimseyin. Her şeyi kontrol edemeyebileceğinizi kabul edin. Gevşeme tekniklerini öğrenin ve uygulayın, düzenli olarak egzersiz yapın. Sağlıklı ve dengeli beslenin, yeterince uyuyun ve dinlenin. Stresinizi azaltmak için alkol veya sigaradan yardım beklemeyin. Sosyal bir çevre edinin, zamanınızı etkili şekilde kullanmaya çalışın.''

Stres, gribi de tetikliyor



Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, mevsimsel dönüş nedeniyle artan gribal vakalardan korunmak için vücudu yorgun düşüren stresten uzak durulması gerektiğini bildirdi.

Doç. Dr. Barlas Aydoğan, yaklaşan kış ayları öncesi gece ve gündüz arasındaki ısı farkları nedeniyle solunum yolu ve gribal enfeksiyon şikayetlerinde önemli oranda artış yaşandığını söyledi.

Özellikle bu aylarda vücudun ısı oranının iyi ayarlanması ve kıyafet seçimine özen gösterilmesi gerektiğini ifade eden Aydoğan, vücut direncini artırıcı gıda maddelerinin ise daha fazla tüketilmesi gerektiğini belirtti.

Vücut direncini düşürücü her türlü etkenin gribal enfeksiyonları tetiklediğini anlatan Aydoğan, kişinin yaşamını olumsuz etkileyen stresin de hastalığın ortaya çıkmasında etkili olduğunu kaydetti.

Stres yaratan ortamların vücudun savunma sistemini etkileyeceğini ve direncini düşüreceğine işaret eden Aydoğan, “Mevsim dönüşü nedeniyle artan gribal vakalardan korunmak için vücudu yorgun düşüren stresten uzak durulması gerekir” dedi.

Aydoğan, eylül ve ekim aylarında yapılacak grip aşısının hastalıktan büyük oranda korunmayı sağlayacağını söyledi. Bu tür aşıların önceki yıl görülen virüslere karşı üretildiğini de anımsatan Aydoğan, fayda sağlanamaması durumunda ise mutlaka bir uzman doktora başvurulması gerektiğini belirtti.